24 Temmuz 2018 Salı

Refik Köprülü: “Keşke Havsa'ya bir turist otobüslerinin park edeceği otogar yapılsa, buraya gelen yerli ve yabancı turistler, turizm otobüslerinin park edeceği otogar aracılığıyla Edirne’ye transfer edilse. Havsa’ya otoparklar, lüks oteller yapılsa, burası geliştirilse çok güzel olmaz mı?”


Refik Köprülü: “Keşke Havsa'ya bir turist otobüslerinin park edeceği otogar yapılsa, buraya gelen yerli ve yabancı turistler, turizm otobüslerinin park edeceği otogar aracılığıyla Edirne’ye transfer edilse. Havsa’ya otoparklar, lüks oteller yapılsa, burası geliştirilse çok güzel olmaz mı?”

• Refik Köprülü, doğma büyüme Havsalı. 4 yıldır Adliye Sokağında bulunan Dostlar Köfte ve Izgara Salonu isimli işlerinde, babası ile birlikte çalışıyor. 4 yıl içerisinde temizliği, titizliği, hijyen kurallarına dikkat etmesi, esnaflığı ile Havsa’nın sayılı esnafları arasında yerini aldı. “Dostlar Köfte ve Izgara olarak elimizden gelen en iyi hizmeti müşterilerimize sunmaya gayret ediyoruz.” diyor.

► Havsa’nın eksikleri ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Refik Köprülü: Havsa’da insan çok az, iş potansiyeli çok az, doğru dürüst fabrika yok. Genç nüfus diye bir şey kalmadı. Ne Havsa’da, ne çevre köylerde. Bu en mühim sorun.  Gelişmesi gereken en güzel yerlerden birisi Havsa. Otoban bizim yanı başımızdan geçiyor. Keşan’a, Çanakkale’ye gitmek isteyen herkes buradan geçmek zorunda. Aslında Havsa bu bakımdan çok önemli bir noktada ama bulunduğu bölgenin özellikleri değerlendirilemiyor. Belediyenin çok iyi çalışması gerekiyor ki çözümler üretilsin. 3 dönemdir aynı belediye ile devam ediyoruz ama değişen hiçbir şey yok. Hala hayvan pazarının üstünü kapatamadılar. Kapatacağız diye kaç senedir bizi oyalıyorlar.
► Havsa’nın sorunlarına dair çözüm önerileriniz nedir?
Refik Köprülü: Keşke Havsa'ya bir turist otobüslerinin park edeceği otogar yapılsa, buraya gelen yerli ve yabancı turistler, turizm otobüslerinin park edeceği otogar aracılığıyla Edirne’ye transfer edilse. Havsa’ya otoparklar, lüks oteller yapılsa, burası geliştirilse çok güzel olmaz mı? Böylelikle hem Havsa’yı da bu işin içine dâhil etmiş olursunuz hem de Edirne’nin trafiği rahatlar. Dükkânımızın bulunduğu Adliye Sokağının trafiğe kapatılması, tamamen yayaya açılması için yıllardır uğraşıyoruz. Yetkilerle görüşüyoruz ancak bir sonuç alamadık. Amacımız bizim gibi dükkânların daha ilgi çekici bir şekilde halk ile buluşması. Buraya renkli tabelalar, dikkat çekici ışıklar koyarak Havsa’nın sokaklarının daha ilgi çekici olmasını sağlamak istiyoruz. Ama bu konudaki çalışmaları ne zaman yetkililere sunsak, bize hep beklememiz gerektiği söylendi. Belediye yeteri kadar çalışmadığı için söylediğimiz ile kalıyoruz maalesef. Pazar yerini genişletip, tekrar yapmalarını bekliyoruz yıllardır. Ancak hala bir sonuç yok. İnsanlar pazarda alışveriş yaparken birbirlerini eziyorlar.

Emin Hus: “Aslında Havsa, Edirne’nin bir mahallesi olarak nitelendirilebilir. Ama maalesef Edirne şehirde geliştirilemiyor.”


Emin Hus: “Aslında Havsa, Edirne’nin bir mahallesi olarak nitelendirilebilir. Ama maalesef Edirne şehirde geliştirilemiyor.”
Emin Hus

Emin Hus, Doğma büyüme Havsa’lı. 1992 yılında askerden geldikten sonra ticarete başladı ve bir süre kafe işletmeciliği yaptı. Sonrasında da gıda işletmeciliği yapmaya başladı. Kardeşi ile şirket kurdu, aynı zamanda emlak ve tarım işi ile de uğraşıyor. Türk Milliyetçisi bakış açısı ve sosyal yapısı ile tanınıyor. Edirne Ticaret Odası Meclis üyesi.

► Havsa’nın sorunları ile ilgili neler söylemek istersiniz? Çözüm önerileriniz nelerdir?
Emin Hus: En büyük sorun işsizlik. 14 Yaşında Söğütlüdere köyünden buraya geldik. Nüfus o gün, bugünden daha fazlaydı. İşsizlik sorunu, buradan göçlere neden oluyor. Kimse burada kalmıyor. Aslında Havsa, Edirne’nin bir mahallesi olarak nitelendirilebilir. Ama maalesef Edirne şehirde geliştirilemiyor. Havsa’da ki kamu ve devlet dairelerinin kapanması; Halkbankası, Adliye, Askerlik şubesi gibi, Havza için büyük bir sıkıntı yarattı. Havsa’ya gelen insanların sayısı azaldı. Bu da çok ciddi bir sorun yarattı. Edirne’deki altyapı, otopark gibi sorunlar Havsa’ya bir turizm otogarı yapılması ile çözülebilir. İnsanlar turizm otogarından küçük araçlar ile Edirne’ye taşınabilir.  Buraya yapılacak otopark, otel gibi işletmeler Edirne’yi rahatlatacaktır. Esnaf arkadaşlarla bir kent konseyi kurmuştuk, vakti zamanında. Şehrimizin sorunlarını ilgili kurumlara taşıyorduk ama kapılar hep yüzümüze kapandı. Sorunlarımıza çözüm bulmadılar. Belediye başkanları seçimi kaybettikten sonra ortadan kayboluyorlar, esnafın sorunları ile ilgilenmiyorlar. Kaymakam Bey her ay toplantı yapıyor, bizlerle. Ama Belediye Başkanı aynı uygulamayı yapıp, bizle bir araya gelmiyor maalesef. Ben şimdi Edirne’ye gitsem, belediye başkanı ile görüşmek istesem, görüşemem. Ben sorunlarımı nasıl anlatacağım şehrin ileri gelenlerine?
► Tarım işi de yapmaktasınız? Bu alanda sıkıntılarınız nelerdir?
Emin Hus: Maliyetler çok yüksek. Mazot ve gübre pahalı. Sulu tarım pek yapılmıyor. Çeltik vs çok az. Genelde kuru tarım yapılıyor. Çiftçiler batmış durumda. Yurt dışından gelen insanlar, burada zor durumdaki insanların arazilerini satın alıyorlar. Tarım ekonomisi hakikaten çok bozuk. Havsa’da şu an 6 tane büyük market var. Zaten nüfus az. Küçük esnaf ne kazanacak? Büyük marketler doğru dürüst vergi de vermiyorlar, devlete faydaları yok. Oysa biz hem insanları istihdam ediyoruz. Eleman çalıştırıyoruz, yerel halka hizmet ediyoruz. Hem de vergimizi ödüyoruz, devletimize katkımız oluyor. Bu haksız rekabet ortadan kaldırılsa, Havsa gibi yerlere bir tane büyük market açılmasına müsaade edilse çok daha güzel olur, bence.

23 Temmuz 2018 Pazartesi

Av. Süleyman Ferhatoğlu: “Rabbim bana Edirne İl Başkanlığı görevini bahşetti. Bu görevi layığı ile yerine getirmekten başka bir şey düşünmüyorum”

Av. Süleyman Ferhatoğlu: “Rabbim bana Edirne İl Başkanlığı görevini bahşetti. Bu görevi layığı ile yerine getirmekten başka bir şey düşünmüyorum”
Av. Süleyman Ferhatoğlu

• Av. Süleyman Ferhatoğlu, Bulgaristan doğumlu. Beş yaşında Edirne’ye geldi. İlk ve ortaokulu Havsa’da bitirdi. Lise hayatının bir kısmı Tekirdağ’da bir kısmı da Havsa’da geçti. Daha sonra da Ankara Hukuk Fakültesini bitirdi. Edirne’de stajını yaptıktan sonra 1996 Kasım’ında avukatlığa başladı. Asteğmen olarak askerliğini yaptıktan sonra Edirne’ye döndü ve Yeni Mahalle Spor Kulübü’nün başkanlığını yaptı. Sonrasında da Türk Milliyetçisi doktrinini savunan Milliyetçi Hareket Partisinin Edirne Merkez İlçe Yönetim Kurulu üyeliği, Havsa İlçe Başkanlığı, Edirne İl Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundu ve 24 Haziran Genel Seçimlerinden önce İl Başkanlığı görevine getirildi. Dört ay önce de Edirne Baro Yönetimine seçildi. İki tane çocuğum var. Avukatlık görevine devam ediyor. Çevresinde mütevazı, iyi niyetli, yardımsever ve Türk Milliyetçisi kişiliği ile tanınıyor. Önümüzde ki dönemlerde Milletvekili seçilmeyi düşünüyormusunuz sorumuza, “Kesinlikle düşünmüyorum. Rabbim bana Edirne İl Başkanlığı görevini bahşetti. Bu görevi layığı ile yerine getirmekten başka bir şey düşünmüyorum” diyor. 24 Haziran Genel Seçimlerinde HDP Edirne’de 10.178 seçmenin oyunu alarak (% 3,68) çıkarırken, Milliyetçi Hareket Partisi 13.955 seçmenin oyunu alarak (%5,05)’e düşürdü. Edirne seçmeni Ak Partisi ile MHP’si ile CHP si ile İYİ Partisi ile Türk Milliyetçisi yapıya sahiptir. Edirne’de HDP oyunu % 100 arttırırken MHP oyunu neden % 100 azalttı? Bunun nedenini açıklarmısınız? Nerede hata yaptınız? Sorumuza, “Aday sıralamasına müdahale etmediğimiz gibi seçim çalışmalarını da adaylara bıraktık. Sonuçta şunu gördük ki Edirne seçmeni uzun yıllar Edirne’de yaşasa da, Edirne’de yatırımları olsa da, Edirne’yi; atası, babası Edirne’de doğmuş bireylerden çok sevse de, Edirneli olarak sıfatlandırdıkları adayın dışındakilere oy vermiyor. Bu ve benzeri hatalarımızı yaptığımız toplantılarda tespit ettik. Biliyoruz ve bir daha bu hataları tekrar yapmayacağız. Oy veren ve vermeyen tüm seçmenlere teşekkür ediyoruz.”

Av. Süleyman Ferhatoğlu

► Türk Milliyetçiliğini Tarif Etmenizi İstesek Ne Söylersiniz?
Av. Süleyman Ferhatoğlu: Allah yolunda Türk Milletinin lehine çalışmak, Türk Milletini bütün dünyada hâkim kılmak, Turan hedefine uygun bir şekilde mücadele etmek amaçlarının tümüne Türk Milliyetçiliği diyebiliriz. Türk insanının müreffeh bir yaşam seviyesine ulaşmak için Türk Milliyetçileri olarak ölene değin bu uğurda mücadele edeceğiz. Türk Milliyetçiliği laf ile olmaz. Ben vatanımı, milletimi, bayrağımı seviyorum demekle olmaz. Bunları uygulayacaksın. Nasıl mı, vatanını seviyorsan, yaptığın her işte önce vatanını düşüneceksin, kazandığın her paradan kaçırmadan vergini vereceksin. Yaptığın işin en iyisini yapacaksın, önce kendi kapının önünü süpüreceksin. Milletini ırk ayrımı yapmadan seveceksin. Biz Laz’ı, Çerkez’i, Arnavut’u, Kürt’ü, ….. 72 milleti ile bir bütünüz. Biz Türk Milletiyiz. Komşumuzun üzüntüsü ile üzülüp, sevinci ile sevindiğimiz gibi Özbekistan, Kazakistan veya diğer Türk Devletleri ile özerk Türk Cumhuriyetlerinde yaşayan insanların duygularını endişe ve sevinç bağamında paylaşmalıyız, yardımlaşmalıyız. ,Havada uçan kendi uçağımızla, tarlada kendi ürettiğimiz traktörümüzle, terör mücadelesi veya tatbikatlarda kullandığımız kendi ürettiğimiz silahımızla, milyonlarca işçinin çalıştığı teknolojisini yaptığımız kendi fabrikalarımızla gurur duyabiyorsak, tarihimize ve tarihi eserlerimize sahip çıkıyorsak ve bunları yapmak için var gücümüzle çalışıyorsak biz o zaman Türk Milliyetçisiyiz. Türk Bayrağının dalgalandığı her yerde canımız pahasına orayı savunmalıyız. O zaman biz Türk Milliyetçisiyiz. Rengini şehit kanından alan al yıldızlı bayrağımızı başımızın üzerinde taşımak bizim gözümüzde Türk Milliyetçiliğidir. Türk Milliyetçiliği bizim gözümüzde Atatürk’ün çizdiği yoldur.
► Edirne’nin Sorunlarına Dair Çözüm Önerileriniz Nelerdir?
Av. Süleyman Ferhatoğlu: Edirne 20 yıl önce diğer vilayetlerden çok ilerdeydi. Şimdi Anadolu’ya gittiğimiz zaman geri kaldığımızı görüyorum. Bu şehrin yerel yönetimleri maalesef iyi çalışmıyor. Edirne iyi tanıtılmıyor, tarihi eserlerimize bakmıyoruz. Bakmadığımız yetmiyor tanıtmıyoruz da. Tarihi eserlerin hali hepimizin malumu. Bırakın Avrupa’yı Türkiye’de bile Edirne’nin tanıtımı doğru düzgün yapılmıyor. Selimiye UNESCO değeri ama başta Selimiye olmak üzere tarihi eserlerimize yeteri kadar sahip çıkmadığımızı düşünüyorum. Bizim topraklarımız kıymetli ama üzerindeki kıymetli eserlere sahip çıkan yok. Kaleiçi Edirne’nin gözbebeği. Bununla alakalı çok yakın zamanda bu konuyla alakalı bir rapor hazırlayarak, Kaleiçi’nin sorunları ve getirilecek çözümlere dair kapsamlı bir çalışmaya imza atacağız. Yerel siyaset sadece siyasetle uğraşıyor, Edirne’nin sorunları ile alakadar olmuyor. Biz Türk Milliyetçileri, gerçek Atatürkçüler olarak asla Demirtaş denen haini ziyaret etmeyiz. Ama yerel siyasetle hükümlü olan, Edirne insanının bu iş için oy verdiği insanların mensup olduğu parti ve partili yetkililer gidip Demirtaş’ı ziyarette bulunuyor. Türkiye’yi bölmeye ve yıkmaya çalışan Demirtaş’ı ziyaret edenlere, yerel yönetim seçimlerinde gereken dersi vermesi konusunda Edirnelilere seslenmek istiyorum. Edirneliler bize Belediye seçimlerinde gereken şansı verirlerse Edirne’yi kalkındırmak için elimizden geleni yapacağız. Edirne bir turizm ve tarım kenti. Öncelikle Edirne’de bulunan tarihi eserlerin aslına uygun olarak onarımı gerekli. Kaleiçi semtinin baştan elden geçirilmesi gerekli. Edirne turizmi sadece il merkezinde ki camileri, tarihi eserleri ile var değil, denizi ile doğası ile dolmenleri ile menhirleri ile bir bütündür. Önümüzde ki günlerde bununla ilgili ayrıntı bir rapor hazırlayıp Ankara’ya gideceğim. Raporu Genel Başkanımızla birlikte siyasi olarak bize yakın olan Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Mehmet Nuri Ersoy’a sunmayı planlıyorum. Daha sonra sunduğumuz raporun baz alınarak proje hazırlanmasını sağlayıp takipçisi olacağım. Tabi bütün bunları parti teşkilatımızda ki arkadaşlarımızla birlikte yapacağım. Tarım da Edirne’de ki çiftçilerimizin birçok sorunu var. Her soruna vakıfım. Bu konu ile ilgili de rapor hazırlayıp Genel Başkanımız Devlet Bahçeli ile birlikte Sayın Dr. Bekir Pakdemirli’ ye sunmayı planlıyorum. Bu raporunda projelendirilip uygulanması aşamalarını takip edeceğim.
► 24 Haziran Genel Seçimlerinde HDP Edirne’de 10.178 seçmenin oyunu alarak (% 3,68) çıkarırken, Milliyetçi Hareket Partisi 13.955 seçmenin oyunu alarak (%5,05)’e düşürdü. Edirne seçmeni Ak Partisi ile MHP’si ile CHP si ile İYİ Partisi ile Türk Milliyetçisi yapıya sahiptir. Bunun nedenini açıklarmısınız? Nerede hata yaptınız. Biz sizin hatalarınızın birini, ikisini, üçünü sayabiliriz fakat siz hepsini biliyorsunuz. Bize de söyliyebilirmisiniz? Hatalarınızı bildiğinize göre Edirne halkı tekrarlanmasına imkân tanımayacağınıza emin.
Av. Süleyman Ferhatoğlu: Aday sıralamasına müdahale etmediğimiz gibi seçim çalışmalarını da adaylara bıraktık. Sonuçta şunu gördük ki Edirne bir metropol değil, küçük yer. Seçmeni Edirne'de doğmayan adaya oy vermiyor. Seçim çalışma programını da adaylar kendi başlarına program yapıp kendi başlarına uyguladılar. Sonuç ortada. MHP Türkiye genelinde oyunu arttırırken Edirne’de kaybetti. Önümüzde yerel seçimler var sadece parti teşkilatları ile değil, üyeleri hatta seçmenleri de seçim çalışmalarına katarak çalışma yapacağız. Edirne’de MHP seçmeni oyunu İYİ partiye ve Ak Partiye verdiği için bizim oyumuz düştü, CHP seçmenin de % 10 oyu İYİ parti ve HDP’ye gittiği için düştü. 
Aslında sahada en çok çalışan parti bizdik. En erken çalışmaya başladık. Fakat bölge insanımız bu dönem böyle uygun buldu. Saygılıyız. Seçimden sonra il ve ilçe yönetimleri ile toplantı yaptık. Hatalar masaya yatırıldı şimdi çalışma zamanı inşallah yerel seçimlerde başarılı olacağız. Hatalarımızı biliyoruz bir daha tekrarlamayacağız.

22 Temmuz 2018 Pazar

Alaaddin Akbaş: “AGOP babamım parasını çaldı ama beni de marka yaptı.”

Alaaddin Akbaş: “AGOP babamım parasını çaldı ama beni de marka yaptı.”
 • Alaaddin Akbaş, Havsa’lı. Edirne Endüstri Meslek Lisesi, Metal İşleri bölümünden mezun. Agop Et Lokantası ismi aile yadigarı. Lokantacılık aile mesleği. 1981 yılında 2 buçuk masa ile bu işe başladı. Nihayetinde Agop Et Lokantasını nostaljik bir hale getirdi. Dükkânın ismi olan AGOP’u kaldırmak istedi, esasında. Ama çevreden büyük tepki aldı. İnsanlar bu ismi benimsemiş, Alaattin Bey’e ‘sen bu isimle özdeşleştin, isim bu şekilde kalmalı’ serzenişinde bulununca kaldıramadı. Türkiye'de her yöre köftesi ile övünür, ben de bunlara pek itibar etmem. Ancak AGOP Et Lokantasında yediğim köfte gerçekten farklı ve lezzetli idi.

► Lokantanızın ismi Neden Agop? Anlatır mısınız?
Alaaddin Akbaş: Almanya’nın işçi alımını kestiği, özel talep ile işçi aldığı bir dönemde babam Almanya’ya gitmek istiyor. O dönem Almanya’da işçi olarak çalışan amcam babama mektup yazıyor. Mektubunda ‘İstanbul’da falanca gün, filanca otele git’ diyor. Oradan seni bir Alman alacak, buraya getirecek diyor. Bu arada yola çıkan babam, birisinin yolda paket düşürdüğünü görüyor, paketi açınca içinden bir tomar, çok yüksek miktarda Alman Mark’ı çıkıyor. O dönemde de yabancı para taşımak yasak. Babam korkmuş haliyle. Yanına gelen bir adamda babama, ‘sen zengin oldun’ demiş. Adamın da adı AGOP’muş. Babam eve gittiğinde, dedemin de uyarısı ile kendi parasının yerinde olmadığını fark etmiş. Meğerse adam hırsızmış, babama böyle bir tezgâh kurmuşlar. Alman Marklarına bakarken, babamın cebindeki parasını almışlar. Babam karakola gittiği zaman, hırsızları resimlerden teşhis etmiş. Sora adama da Galata Köprüsünde tesadüf etmiş. Adamın yakasına yapışınca, ikisini de nezarete atmışlar. Almanya’ya da gidememiş, para da gitmiş. Babamın da adı, arkadaşlarının şaka ile karışık takılması ile AGOP aşağı AGOP yukarı derken öyle kalmış. Dükkânımızın ismi de bu hatıradan dolayı böyle koyulmuş. Aslında biz klasik, salaş bir meyhaneyiz. Hizmet şeklimiz mangal. Mangal, ızgara ve meze çeşitlerimiz ile vatandaşa hizmet vermeye çalışıyoruz. Et konusunda iddialıyız. Bizim ızgaramızın tadına bakıp da memnun kalmadan ayrılan olmadı. Sarhoşun muhabbeti bitmez. Bu işin en güzel tarafı budur. Gittiğin her yerde, senin dükkanında yemek yedim, çok memnun kaldım diyen bir sürü insan bulursun. Bu da büyük keyiftir. Dedim ya sarhoşun muhabbeti bitmez. Onlarla sohbet etmek, dertlerini dinlemek bu manada çok keyifli. İsmimizle de bir marka haline geldik. AGOP babamım parasını çaldı ama beni marka yaptı.

Bülent Uzel: “Genç nüfusu çiftçiliğe yönlendiremez isek, tarım ve hayvancılık ile uğraşan insan da kalmaz, tarım ve hayvancılık da kalmaz”


Bülent Uzel: “Genç nüfusu çiftçiliğe yönlendiremez isek, tarım ve hayvancılık ile uğraşan insan da kalmaz, tarım ve hayvancılık da kalmaz”
Havsa Ziraat Odası Başkanı Bülent Uzel, Genel Sekreter Tamer Bozkurt ve üyeler tarımın sorunlarını dile getirdiler.



• Bülent Uzel, Havsa Ziraat Odası Yönetim Kurulu Başkanı.

► Havsa Bölgesinde Tarım ile İlgili Yaşadığınız Sorunlar Nelerdir?
Bülent Uzel: Bu yıl yağışlar bizi çok etkiledi. Buğdaylarda çimlenme yükseldi. Bu da ofislerde sıkıntıya yol açtı. Düşük seviyede kaldık. Ayçiçeklerinin durumu iyi, bölgemizde kanola ekimi az olmakla birlikte, onun da iyi durumda olduğunu söyleyebilirim. Kanolanın işçiliği daha çok olduğu için daha az tercih ediliyor çiftçiler tarafından. Bu alana eğilmek gerektiği düşüncesindeyim.
► Havsa Bölgesinde Alternatif Tarım Yapılamaz mı?
Bülent Uzel: Alternatif tarım için destek almak gerekiyor. Destek yoksa insanlar da ayçiçeği gibi, buğday gibi, mısır gibi, az da olsa kanola gibi bilindik alanlara yöneliyor, risk almak istemiyorlar. Çiftçi destek alamıyor ve pazarlama sıkıntısı yaşıyor. Bizim bölgemizde ağırlıklı olarak ekilen ürünler belli dediğim gibi. Mazot fiyatları çok yükseldi. Dekarı 12-13 litrelere çıkan bir mazot tüketimi var. Bize bakanlığın verdiği mazot yardımı, takviyesi, bu oranın yarısını bile desteklemiyor. Desteğin arttırılması gerekiyor ki çiftçi de kazanabilsin. Edirne’de lavanta ekimi gibi yatırımlar yapmak için pazar gerekiyor. En büyük sorun pazar sorunu zaten.
► Tarım ile Alakalı Sorunlar İçin Ne Gibi Çözümler Üretilebilir?
Havsa Ziraat Odası Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Uzel
Bülent Uzel: Mazot gibi gübreye de devamlı surette zam geliyor. Ekim ayında ne olacağı belli değil. Sadece mazot değil, gübre fiyatları da sürekli artıyor. Tarım ile uğraşan genç nüfus neredeyse sıfır seviyelerine indi. Tarım Bakanlığı ve sivil toplum kuruluşları buna ciddi şekilde önlem almalı. Her köyde işletme sayısını arttırmak, insanları tarım ve hayvancılığa teşvik etmek zorundayız. Genç nüfusu çiftçiliğe yönlendiremez isek, tarım ve hayvancılık ile uğraşan insan da kalmaz, tarım ve hayvancılık da kalmaz. Artık hiç kimse tarım ve hayvancılık ile uğraşmak istemiyor. Tarım politikaları büyük işletmelere yönelik yapılıyor. Böylelikle küçük işletmeler ayakta kalamıyor, aile işletmelerine destek olunmuyor. Küçük işletmeler tarımın olmazsa olmazı. Küçük işletme iflas ederse ülke tarımı da iflas eder. İnsanlar ertelemeli borçlar, ödenmemiş krediler ile tarım yapmaya, ayakta kalmaya çalışıyor. Buğday 85 kuruşa kadar indi ve çiftçimiz borcunu kapatamayacak hale geldi. Tarım konusunda ülkemizin hali hiçte iyi değil.  İnanın çiftçiler borç ve kredi ile yaşıyor. Türkiye’de borcu olmayan çiftçi yüzde beş bile değildir. Kredi faiz oranları %17-18 iken, enflasyon bu kadar yüksek durumda iken insanlar nasıl ayakta kalsınlar? Bu matematik ile ancak 40 yıl sonra bir çiftçi bir dekarlık yerden kar elde edebilecek konuma geldi. Düşünün, 40 yıl! Çiftçiden çıkan 1 liralık domates markette 7-8 liraya satılıyor. Bunun izahını kimse yapamaz. Ekmeğin gramajı düştü ama ücret hala aynı. Dolayısıyla gramaj düştü için zam yapılmış oldu. Çiftçiler kazanamıyor, alım gücü düşük. Dolayısıyla telafisi olmayan yaralar açılıyor. Sorunlar en geçen gün ciddi bir şekilde büyümekte. Edirne’nin tarım arazilerinin %80-85’i ipotek altında. Bu oranlar ortadayken sorunları düzeltmek mümkün değil. Çiftçilerin alım gücü olmadığı için, dışarıdan gelen insanlar, Edirne’deki kıymetli arazileri çok düşük fiyatlara satın alıyorlar. Gidişatımız hiç de iyi değil.
2018 yılı üretim sezonunda halen devam eden buğday harmanı hakkında kısa bir değerlendirme yapacak olursak; olumsuz hava şartlarının tüm etkileri verime ve kaliteye yansımıştır.2017 yılı, ekim ve kasım aylarında başlayan yağışlar aralıksız devam etmiş ve çiftçilerimizin yabancı ot kontrolü ve gübreleme konusunda mücadelesini geçe bırakmıştır. Aşırı yağışlar, yabancı ot ve hastalıkların zararı geç gübreleme ile birleştiğinde çoğu buğday tarlasında bitkilerde yeterli kardeşlenme olmamıştır. Buda bölgemizde buğday veriminin dekara 250-350 kg civarında olmasına neden olmuştur.
Ayrıca buğday tarımında bölgede istenilen yağış dönemi olan Nisan-Mayıs aylarında da yağış düşmemesi buğdayda verim düşüklüğüne neden olduğu gibi Ayçiçek ekimini de olumsuz etkilemiş ve istenilen Ayçiçek çıkışları sağlanamamıştır.
Son günlerde geçirdiğimiz yağışlı günler de hasat dönemini olumsuz yönde etkilemeye devam etmektedir. Kalite kaybına sebep olmasını yanında buğdayda embriyo uyanmasına yol açmıştır. Kendi buğdayından tohumluk ayırmak isteyen çiftçilerimizin bu konuda dikkatli olmalarını öneririz.
Trakya genelini kapsayan embriyo uyanması probleminden dolayı Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) alımlarında aksama olmaması için kurum olarak bakanlık ve TMO genel müdürlüğüne müracaat işlemleri yapılmıştır. Sıkıntılı bir sezon geçiren çiftçilerimizin mağduriyetlerinin giderilmesi için hükümetimizden buğday alımı konusunda gerekli çözümleri bir an önce hayata geçirmesini beklemekteyiz.
Hepimizin geçim kaynağı çiftçilik, zor ve çaba isteyen bir meslek olup her sene karşımıza farklı koşullar çıkarmaya devam ediyor.
Bütün çiftçilerimizin bereketli hasat sezonu geçirmelerini dilerim.

YUNANİSTAN, BULGARİSTAN sevdası artık bitmeli...

YUNANİSTAN, BULGARİSTAN sevdası artık bitmeli...

■ Müge Özsöker Durdu, Edirne’nin tanınmış ailelerinden Özsöker’lerin kızı. Türkçe öğretmenliği eğitimi aldı. Birden kendisini restoran işletmeciliği sektörünün içinde buldu. Babasının girişimi ile Edirne Kapalı Cezaevi karşında ki eski Özsöker Kereste fabrikası restore edilerek lokantaya dönüştürüldü. Müge hanım eşi Akın Durdu Bey’in tecrübesine güvendi işe girişti, onun yardımları ve desteği ile işin altından kalktılar. Müge hanım mesleği gereği işin iletişim ayağında görev aldı. Müge Hanım, “İnsanları bir nevi evimizde ağırlıyoruz. Onlar bizim için müşteri değil, misafir. Bunu okullarda velilerimizi ağırladığımız veli toplantıları gibi düşündüm ve bu nispette her gün misafirlerimizi rahat ettirmek için elimizden geleni yapmaktayız. İnsanların buradan güler yüzlü ayrılmasına dikkat ediyoruz. Restoranımızın ismi Nar Çiçeği. İsim babası da, babam Celal Özsöker’dir. Bana restoran açma fikrini verdiği gibi, ismini de babam verdi. Candan Erçetin’in aynı isimli şarkısını dinlemiş babam ve çok sevmiş. İsminin de Nar Çiçeği olmasını istedi. Biz de bu ismi çok beğendik, benimsedik. Nar bolluk, bereket demektir. Bu isim bize uğurlu geldi. Kereste fabrikasını restoran olarak restore etmekte hem inşaat olarak, hem de maddi olarak zorlandık ama Edirne Turizmine nostaljik bir mekan kazandırmayı başararak Turizm belgemizi de aldık ” diyor.
■ YUNANİSTAN, BULGARİSTAN sevdası artık bitmeli...
İki yıl önceye kadar Yunanistan ve Bulgaristan güzel mekânları ve fiyatları ile avantajlıydı. Son iki yıldır Edirne'de çok güzel mekânlar açıldı. Artık özentiyi bırakalım ve hem cebimize hem de mekânlarımıza sahip çıkalım.Bazı mekânlar vardır önünden geçip gidersiniz. Sıcaklığıyla, enerjisiyle sizi kendisine çekse de sürekli bir yerlere yetişme ve koşturma telaşıyla bir türlü kısmet olmaz uğramak. Edirne Kapalı Cezaevi karşısında ki Nar Çiçeği Özsöker Restaurant gibi… Bu konu genellenir mi bilemiyorum ama sanırım pek çoğumuz burnumuzun dibindeki yerleri çoğu zaman “el altında” hissederek es geçeriz. Genellikle yaşadığımız şehrin yeni ve merak uyandıran mekânlarını hep bir misafir gelip de orayı görmek isteriz, ziyaret ederiz. Sığındığımız yerler yıllardır aynıdır kendimizi yeni açılan yerlere misafir götürerek ödüllendirelim.

► Edirne’yi Turizm Açısından Değerlendirdiğinizde Ne Söylersiniz?
Müge Özsöker Durdu: Turizm açısından bakıma muhtaç çok yer var. Buraların bir an evvel aslına uygun restorasyon yapılması gerekiyor ki daha fazla turist çekelim. Gelen turistler de memnun ayrılsınlar. Altyapı konusunda da problemler var. Bazen çöplerin sokaktan alınması için bile aramak zorunda kalıyorsunuz. Turistler bizim damak tadımızı seviyor, yemek konusunda sıkıntı yok. Ama eğlence konusunda eksikler var.  Daha fazla eğlence mekânı gerekiyor. Samimiyet de çok önemli. Kıbrıs’ta dört yıl yaşadım. Edirne'ye nazaran çok farklı bir kültür. Çok ciddi, çok daha mesafeli bir tavrımız var, oraya nazaran. Yani demem o ki biraz samimiyet de gerek. Buraya turist getirmek kolay, ama memnun ayrılmazlar ise, küserek giderlerse, bir kişi elli kişiye mal olur. Edirne’de çiçeklendirme faaliyeti yapıldığı oluyor ama çevre düzenlemesi çiçeklendirmeden ibaret değil. Buram buram tarih kokan bir şehirde yaşıyoruz fakat kıymetini bilmiyoruz. En basitinden Selimiye Cami’nin bahçesi kazıldı, tarihi hanın kalıntıları ortaya çıkarıldı ama ne devam edilebiliyor, ne kapatılabiliyor. Bu Edirne’de yaşayan herkes için büyük bir üzüntü.

Nar Çiçeğim

Bir düş görüyorum
ince bir hayalin koynunda
bir çocuk masumluğunda
ve bırakıyorum kendimi
o masum düşün kucağına

Oysa nasılsa bitmeyecek mi,
sadece bir düş değil mi,
bir düşün ufku değil mi hislerim?

İşte böyle geçiyor zaman
ve büyüyor o düş içimde
sende on düşün içinde
yalnızlığımla büyüyorsun

Düş büyüdükçe uzaklara bakarım
ta ufkun gökyüzüyle birleştiği
o kızılötesi çizgiye saplanır
hayallerimin o ince çizgisi

O zaman fark ederim yalnızlığımı
ve hiçbir şey görmez olurum
aslında....
belki de sadece bir boşluğa bakarım
görmek için değil yani
yalnızca kendimden kaçmak için

Oysa hayallerimin son durağı sen
kızılötesi çizgide birleşir
ve o an içimde bir hıçkırık düğümlenir
ağlarım...
ağlarım sessizce,
kendimce,
bir başıma,
çaktırmadan erkekliğe inat!

Oysa görünce seni
her şeyi unutuyorum
masum bir çocuk gibi
hani en sevdiği oyuncağına kavuşunca var ya!
işte öyle bir heyecan doğar içime
o düşün bitme ihtimaline inat
yaşam sevinciyle dolup taşıyorum
aynen bir çocuk gibi
işte öyle seviyorum seni
seviyorum Nar Çiçeğim!

Ellerini tutmak,
alnına sıcacık bir öpücük kondurmak
ve doyarcasına boynuna sarılmak
ciğerlerime çekmek kokunu
hani yaz yağmuru yağına
kızgın toprak nasıl çekiyorsa
aynen öyle....

Sonra avazım çıktığı kadar bağırmak
bağırabilmek sana olan hislerimi
sevdiğimi söyleyebilmek
seviyorum seni yani;
seviyorum Nar Çiçeğim!

Geçiyor,
bitiyor,
yani tükeniyor zaman
neredeyse o düşün son anlarına geldik
birazdan her şey bitecek
irkilip,
açacağım gözlerimi
yani bir daha başa dönecek her şey
herşeyin başladığı 'o yalnızlık durağına'
ben yine yapayalnız
bir başıma kalacağım oracıkta
yağmurun altında
yüreği yaralı,
gözleri nemli,
yaşama dair hiç bir umudum kalmadan

Yine ufuklara dikeceğim bakışlarımı
o puslu,
o sisli,
o dumanlı havada
bir sefer bakmak için de değil
yalnızca şöyle bir göz gezdireceğim yani

Biliyor musun Nar Çiçeğim,
sana anlatamadığım
o gizemli sözcükleri
o bin beş yüz kelimeyi
o sıcacık hayalleri
bir emanet gibi
hep yüreğimde gizliyorum
belki bir gün gerçeğe dönüşür umuduyla
annenin muskası gibi,
yarin emaneti misali,
bir dua gibi hep saklıyorum onları

Kim bilebilir ki,
ufukların o kızılötesinde neler bekliyor bizi;
hangi umutlar,
hangi gerçekler,
hangi kavgalar,
kim bilebilir ki?

Yani içimdeki o şaşkın çocuk var ya,
hani seni görünce kendinden geçen,
hani titreyen,
kekeleyen,
çocuk gibi,
hani en sevdiği oyuncağına kavuşunca
heyecana bürünen...
işte o ben var ya,
görünce seni bir kıvılcım gibi saçılır,
ve o kıvılcım umuda çevirir
hayallerimin kırık rotasını! ...

Anlamadın mı,
yoksa anlatamadım mı?
öyleyse anlatayım;
Allah'ına kadar aşığım sana
aşığım ve biliyorum...
biliyorum verecek hiç bir şeyim yok sana
şu sevgi dolu yüreğimden başka
yüreğimi istermisin Nar Çiçeğim? ! ...



18 Temmuz 2018 Çarşamba

Özsöker: “Edirneliler Ak Parti yeni İl Başkanı’nı arıyor”


Özsöker: “Edirneliler Ak Parti yeni İl Başkanı’nı arıyor”
Ak Parti Edirne Merkez İlçe üyesi Müjdat Özsöker

         Geçmiş dönemlerde Ak Parti Edirne İl Başkanlarının ilin sorunlarına sahip çıkmadığını söyleyen Ak Parti kurucu üyelerinden Müjdat Özsöker Edirne’nin yeni il başkanı arayışında olduğunu belirtti. Müjdat Özsöker yaptığı yazılı açıklamada, “Ak Parti kurulduğundan beri göreve gelen Edirne il başkanları hiç biri görevini layığı ile yerine getirmedi.
Yeni il başkanı, yeni bir sima olmalı. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında görev almış, esnaflıktan gelmiş, ticaretle uğraşan, insancıl, temiz yürekli ve halkla barışık, bir il başkanı her şeyden önce halktan biri olmalı, halkı kucaklayabilmeli, yatay ve dikeyde yaşayanları bir tutmalı, iyi ve kötü günlerinde insanların yanında olmalı...
Sözünün eri olmalı, günümüz siyasetçilerinin yaptığı gibi he he diyerek insanları başından savmamalı, il-ilçe örgütlerini halkı kucaklayan kişilerden oluşturmalı, onlarla sürekli istişare etmeli.
Halkın menfaatlerini gözetmeli, haksızlıklara karşı gelmeli.
Yoksulun da zenginin de sofrasında oturabilmeli, ne oldum delisi olmamalı.
Her konuda duyarlı davranmalı, kibirden kaçmalı, 24 saat boyunca iletişimini koparmamalı, telefonlara cevap vermeli.
İl başkanları kapılarını halka açık tutmalı, yazılı ve görsel medyayla iyi diyalog kurmalı, görev aldığı ilde genel başkanını en iyi şekilde temsil edebilmeli.
Ve en önemlisi, karşısındaki insanın siyasi görüşü ne olursa olsun ayrım yapmamalı; aksine kucaklamalı. Bana inanın, bu söylemlerime uyan il başkanı görev yaptığı ilin insanlarını kendi partisine kazandırır; yerelde ve genelde iktidara katkı koyar bilmem anlatabildim mi?
Her şey yurdum ve yurdumun insanları için...” şeklinde açıklamada bulundu.
“Edirne halkının da talebi yorgun olmayan içi heyecan dolu yeni bir il başkanı ile Ak Partinin Edirne’de mahalli seçimlere gitmesi çok önemli. Seçim hazırlıklarına ve çalışmalarına vakit geçirmeden hız verilmeli.” dedi. Belediye Başkanlığı kazanmamış geçmiş dönem il başkanlarının hiç birinin yeniden il başkanı olmasını Edirne halkının da istemediğine dikkat çekti.