20 Mayıs 2018 Pazar

Damak tadında nostalji; Edirne markası, Trakya Gazozu. • Gürkan Uyuay, yabancı üretimlere, global içeceklerin Türkiye’yi istila etmesine, Amerikancılığa tepki göstererek yerli bir içecek arayışına giren, neden yerli içeceklerimize sahip çıkmayalım fikriyle yola çıkan bir girişimci. İlerleyen zamanlarda Edirne’ye destek olmak için okul takımlarına, amatör futbol takımlarına Trakya Gazozu olarak sponsor olmayı düşünüyor.

Damak tadında nostalji; Edirne markası, Trakya Gazozu.


·        Gürkan Uyuay, yabancı üretimlere, global içeceklerin Türkiye’yi istila etmesine, Amerikancılığa tepki göstererek yerli bir içecek arayışına giren, neden yerli içeceklerimize sahip çıkmayalım fikriyle yola çıkan bir girişimci. İlerleyen zamanlarda Edirne’ye destek olmak için okul takımlarına, amatör futbol takımlarına Trakya Gazozu olarak sponsor olmayı düşünüyor.



Poyraz Pazarlamanın Sahibi Gürkan Uyuay: "Bana bir çay, çocuğa da gazoz" sloganı ile pazar oluşturarak Edirne Ciğeri'nin yanına Trakya Gazozu'nu markalaştırarak Edirne'nin reklamına katkıda bulmak istiyor.

“BANA BİR ÇAY ÇOCUĞA DA GAZOZ”
Yabancı sermaye ülkemize girmeden önce, yerli içeceklerimizi tükettiğimizi söyleyen Uyuay, “Gazoz 70’li 80’li yılların vazgeçilmez içeceğiymiş. Simit ve gazoz, leblebi gazoz gibi o dönemde keyif çatarlarmış. Kahveye oturduğunda baba; bana bir çay çocuğa da gazoz dermiş. Aslında çocuklar dükkâna geldiklerinde aynı şekilde babalarından gazoz istiyorlar. Hiçbir şey değişmemiş, biz unutmuşuz. Küresel firmalar ülkemizde her alanda satılıyor damak tadımız oluşturuluyor. Geçmişimizde yerli gazozlarımız bakkallarda ve marketlerde yerini alırdı.” dedi.
“BİR BUZDOLABI ALMAK İÇİN”
Amacının tamamı ile milli Edirne markası olan Trakya gazozunun, Edirne Ciğer’i gibi sahiplenilmesini sağlamak olduğunu belirtirken “Esnaf maalesef ücretsiz buzdolabı veya promosyonları alabilmek için yabancı içecekleri tercih ediyorlar. Dolabı hediye eden firmada hangi ürünleri koyabileceğini seçtiriyor. Esnaf bu şekilde davranınca da yerli içeceklerimiz büyük oranda zarar görüyor. Ben buna karşıyım. 200 – 300 bin lira gibi para harcayarak dükkân açan kişi 5 bin liralık soğutucu dolabı veya promosyonları alabilmek için dolaylı yoldan ABD’ye Amerikancılığa destek oluyor.” şeklinde konuştu.
LAFA GELİNCE HERKES TÜRK MİLLİYETÇİSİ, AMA NOKTA KADAR MENFAATE GELİNCE AMERİKANCI OLUYORLAR.
Poyraz Pazarlama’nın sahibi Gürkan Uyuay, “Trakya Gazozu Edirne’de genellikle düğünlerde, düğünlere gelen konuklara kuru ve yaş pasta ile ikram edilirdi. Bazı bakkallarda da satılırdı. Bu gazozu diğerlerinden ayıran özelliği içinde damla sakızı aroması olması ve sadece şeker pancarı ile üretilmesidir. Bu gazoz doksanların başında piyasadan kalktı. Poyraz Pazarlama olarak şimdi biz bu markayı tekrar imal ettirip pazarda yerimizi alma çalışmalarına başladık.”dedi.
YERLİ GAZOZA VEFA BORCU ÖDENİYOR
Bir zamanlar Edirne’nin kendine ait bir gazozu vardı. Küçük imalathanelerinde üretilir, seyyar arabalarda sokak sokak gezdirilerek satılırlardı. Zamanla uluslararası tek tip ürünler onların yerini aldı, asker gazozu denilen bu içecek unutulmaya yüz tuttu. Büyük şehirlere göç eden, büyüyüp yozlaşan şehir hayatının koşuşturmacasına katılan o yıllarlın çocukları hasret kokan bu gazozları hatırlamaz oldu. Biri dışında; Gürkan Uyuay. Şimdi Uyuay Edirne’nin insanlarına yalnızca yerel gazozları satmıyor aynı zamanda onlara unuttukları anılarına geri dönmelerinde yardımcı oluyor, genç nesle milli değerlerimizi hatırlatıyor ve en önemlisi yerli gazozumuza vefa borcunu ödüyor. Poyraz Pazarlamanın sahibi Gürkan Uyuay’dan Trakya Gazozunun hikâyesini dinledik…
NEREDEN NEREYE…
Günümüzün gözde meşrubatı kola. Ancak kola ülkemize gelmeden önce gazoz vardı. Üstelik gazozun ülkemizde ‘gazlı içecek’ olmanın ötesinde bir anlamı var. 1890’lı yıllarda üretilmeye başlanan gazoz, birkaç neslin adeta milli içeceği haline geldi. 40’lı ve üzeri yaşlardakilerin çocukluk anılarında bu içeceğin önemli bir yeri var. Orta yaşlarda olup da çocukluğunda gazoz içmeyen, gazozuna maç yapmayan, gazoz kapağı oyunu oynamayan yoktur! 1960’lı yıllara kadar çocukların en özel içeceğiydi. 1960’lann başında Türkiye genelinde 2000 dolayında irili ufaklı gazoz üreticisi bulunuyordu, 1964 yılında Coca Cola üretimine başlanmasıyla birlikte gazoz da gerilemeye başladı. Bugün ancak sayısı çok azalan gazoz üreticisi olduğu biliniyor. Bu ‘nostaljik’ meşrubatın tarihçesine birlikte göz atalım…
Türkler gazozu 1890’larda tanıdı, önce yurt dışından getirilen gazoz, Niğdeli bir Rum olan Aleksandr Mısıroğlu tarafından İstanbul Karaköy’de üretilmeye başlandı. Türkiye’de Gazozun Tarihçesi 1900’lü yılların başlarındaki Mısıroğlu, Hasanbey, Hürriyet, Neptün, Cumhuriyet gibi markalarla tarihteki yerini aldı. Cumhuriyet döneminin başlarında gazoz tüm Türkiye’ye yayıldı. Tarih 60’ları gösterdiğinde ise gazoz altın çağını yaşadı. Ülkenin her şehrinde, ilçesinde hatta köylerinde bile gazoz üretiliyordu. Şehirlerin kendilerine ait markaları vardı. Örneğin Çamlıca gazozunu sadece İstanbul’da, Cincibir, SenSun, Suga gibi markaları İzmir’de, Olimpos’u Trakya’da, Neşe’yi Adapazarı’nda, Fertek’i Balıkesir’de. Ankara Gazozu’nu da Ankara’da içebilirdiniz. 1930’da üretime başlayan Uludağ, gazozu yerel olmaktan çıkarıp çevre illere hatta zamanla Antakya’ya kadar yayılmayı başardı. Üç büyük markanın öncülük ettiği bu dönemde binlerce fabrika 70’de bir kişiye yılda 6 litre gazoz içirebiliyordu. Bugün rakamın 25 litre olduğu tahmin ediliyor ama toplam gazlı içecek piyasasının büyüklüğü göz önüne alındığında oldukça düşük kalıyor! 1964 Ekim’inde Kemal Has İmsa A.Ş.’nin Bakırköy’deki fabrikasında global kola markasını üretmeye başladı. Böylece devran de dönmeye başlamıştı. Şimdi ise gazoza hak ettiği değer yeniden kazandırılmaya başlandı.
ü  Edirne’ye daha fazla turist çekmek için ne yapmak gerekiyor?
Gürkan Uyuay: İnanç turizmi üzerine bir ağırlık var Edirne’de. Edirne’ye gelenler genellikle camileri ziyaret ediyorlar. Edirne’nin tanıtımında ciğer de önemli bir faktör Bu iki unsurun tanıtımını daha iyi yapmak, il dışında stantlar kurmak ve daha iyi reklam yapmak zorundayız. Biz de inşallah yeni dönemde ciğerciler ile anlaşmalar yapacağız ve Edirne’nin geleneksel lezzeti ciğer ile Trakya Gazozunu birleştirip, vatandaş ile buluşturacağız. Yerel firmalara, lezzetlere, markalara destek olmak bütün Edirne’nin görevi… Bu konuda herkesin desteğini bekliyoruz.

16 Mayıs 2018 Çarşamba

Orhan Çakırlar: “Nasıl ki dünya tarihinden Türk tarihini çıkartırsanız bir şey kalmaz ise Türk Tarihinden de Edirne’yi çıkartırsak çok şey eksik kalır. Edirne’yi turizmin başkenti yapmak için çok daha iyi tanıtmak zorundayız.”

Orhan Çakırlar: “Nasıl ki dünya tarihinden Türk tarihini çıkartırsanız bir şey kalmaz ise Türk Tarihinden de Edirne’yi çıkartırsak çok şey eksik kalır.  Edirne’yi turizmin başkenti yapmak için çok daha iyi tanıtmak zorundayız.”


·       Orhan Çakırlar, Edirne doğumlu, bütün ailesi Edirne’li. Dedesinin dedesi, babası hepsi Edirne’li. İlk ve orta öğretimimi Edirne’de tamamladı. Sanat okulundan mezun olduktan sonra Hacettepe Üniversitesini bitirdi. Edirne tarihine, kültürüne her daim merakı var. Bu merakımı her daim devam ettirdi. Kendi çapımda araştırmalar yaptı, şehre katkı vermeye çalıştı. Bu şehre daha iyi hizmet etmek için siyasi partilerde aktif siyaset yaptı, belediye başkanı adayı oldu. Edirne’ye olan merakını yazarak, gezerek, araştırarak hala devam ettiriyor.
Orhan Çakırlar Edirne'yi turizme kazandırmak için daha çok tanıtımını yapmak zorundayız.


ü    Edirne sizin için ne anlama geliyor?
Orhan Çakırlar: Nasıl ki dünya tarihinden Türk tarihini çıkartırsanız bir şey kalmaz ise Türk Tarihinden de Edirne’yi çıkartırsak çok şey eksik kalır. Osmanlı’ya uzun yıllar başkentlik yapmış bir şehir Edirne ve büyük değerler yetişmiş buradan. Bir defa Fatih Sultan Mehmet burada doğmuş. Edirne kendi evlatlarından bürokrat yetiştiremedi maalesef, çünkü Edirneliler bürokratik işlere çok sıcak bakmıyorlar. Bunun sosyolojik sebeplerini araştırmak gerekiyor. Zannediyorum 1912’de yaşadığımız Balkan Faciası bunda önemli faktördür. İnsanlar büyük acılar yaşadılar ve aileler çocuklarını dizinin dibinden ayırmak istememiş. Halk da bürokratik işlerden mümkün mertebe uzak durmuş. Şehrimiz sanayileşmediği için tarıma ve memuriyete dayalı bir şehir. Sanayi olmaması turizm açısından bir avantaj olarak da görülebilir. Edirne sosyolojik olarak araştırılmaya muhtaç bir şehir, hala.
ü    Edirne Turizmini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Orhan Çakırlar:  Turizm işini maalesef basite indirgiyoruz. Edirne turizmi ciğer, Kakava ve Kırkpınar’dan ibaret görülemez. Kırkpınar dediğimiz üç günlük bir iş. 600-700 yıl süren geleneksel bir spor Kırkpınar ve dünyada örneği yok. Çok daha iyi tanıtmak zorundayız. Edirne’de tasavvuf ehli çok insan var. Edirne’de Muradiye Camii’nde Mevlana Hazretlerinin torunlarının mezarları var. Celaleddin ve Cemaleddin Hazretlerinin mezarları orada. Edebiyat tarihi için çok önemli olan Neşati’nin mezarı da orada. Bunu ne kadar tanıtabildik? Ahmet Badii Efendi’nin tuttuğu bir kayıtta Ebu Hanifi Hazretlerinin bir yakınının da burada defnedildiğini okumuştum. Her yer bir derya Edirne’de. Sivil toplum örgütleri ve şehrin ileri gelenleri şehri çok daha iyi tanıtmak zorunda… Osmanlı’nın ilk tarihçilerinden Oruç Bey’in ismi bir caddeye verilemez mi mesela? Oruç Bey Edirne’lidir ve çok önemli bir tarihçidir. Bu şehrin değerlerini tanıtamıyoruz.  Fatih Sultan Mehmet burada doğdu diyoruz. Peki Fatih Sultan Mehmet’in şairliğini ne kadar anlatabiliyoruz? Avni mahlası ile yazdığı şiirler hafızalara sığmaz, bu büyük hükümdarın. Edirne’de Vandalizm de had safhada. Köprü restore ediliyor. Duvar onarılıyor. Üstüne yazılar yazılıyor, sprey boya ile. Oraya bir kamera koymak, tahrip edenleri bulmak çok mu zor? Müzelerimizi de daha çok tanıtmak, öğrencileri ücretsiz olarak gezdirmek zorundayız. İlkokuldan başlayarak müzeler ve Balkan şehitlikleri öncelikle Edirne insanına tanıtılmalı ki yarın öbür gün bu şehirden çıktıkları zaman Edirne’mizi doğru tanıtsınlar. Bu topraklara Trakya denmesi kadar zoruma giden bir şey yok! Burası Paşaeli, burası Rumeli’dir. Trakya dediğiniz mefhum Osmanlı’nın bu bölgeyi fetih etmesi ile bitmiştir! Avrupa’da 150.000 nüfuslu herhangi bir şehirde Edirne’deki eserlerden birisi olsaydı o şehir ihya olmuştu, zengindi. Biz elimizdeki kaynakları kullanamıyoruz. Yurtdışında Edirne’mizi tanıtacak bir tanıtımımız, broşürümüz bile yok. Turizm Ateşeliklerinde Edirne hakkında bilgi verecek insan da yok, materyal de yok. Böyle olunca nasıl tanıtacağız bu şehri? 600 yıl boyunca sanata, edebiyata, tasavvufa, tarihe hizmet etmiş insanların şehridir Edirne. Bu şehre layık olmak için çok daha fazla çalışmak zorundayız. Eski sokakların ismini değiştiriyorlar. Bu şehrin tarihine ihanettir. Talat Paşa’nın ismi neden bu şehrin herhangi bir sokağına, caddesine verilmez. Neden eski sokakların ismi değiştirilir. İnsanlar Edirne’yi geziyorlar ama yanlarındaki rehberler Edirne tarihinden bihaber. Edirne’nin mutfağı çok zengin bir mutfaktır. Ciğer bu şehrin son yıllarında kültürüne girmiştir. 100 senedir ciğercilik yapıyorum diyen bir Allahın kulu yoktur. Ciğer meşhurdur Edirne’de ama sarması meşhurdur. Ciğer sarması Edirne’nin geleneksel lezzetidir ama bu lezzeti kimse bilmiyor. Antep şehrimiz sadece mutfağı ile meşhur iken biz neden kandilli mantı gibi, ciğer sarması gibi geleneksel lezzetlerimizi tanıtamıyoruz. Şehrimizi söylediğim yönleri ile tanıtamazsak Edirne turizmi sadece Kakava, Kırkpınar gibi etkinliklere mahkum olur ve bir arpa boyu yol gidemeyiz. Şehrin ileri gelenlerine ve sivil toplum kuruluşlarına seslenmek gerek. Demokrat bir biçimde bir araya gelerek, istişare etmek, bu şehri daha iyi tanıtmak zorundayız.

8 Mayıs 2018 Salı

1 Mayıs 2018 Sayı 322

1 Mayıs 2018 Sayı 322
1 Mayıs 2018 Sayı 322 Sayfa 1

1 Mayıs 2018 Sayı 322 Sayfa 2

1 Mayıs 2018 Sayı 322 Sayfa 3

1 Mayıs 2018 Sayı 322 Sayfa 4

1 Mayıs 2018 Sayı 322 Sayfa 5

1 Mayıs 2018 Sayı 322 Sayfa 6

1 Mayıs 2018 Sayı 322 Sayfa 7

1 Mayıs 2018 Sayı 322 Sayfa 8

1 Mayıs 2018 Sayı 322 Sayfa 9

1 Mayıs 2018 Sayı 322 Sayfa 10

6 Mayıs 2018 Pazar

Akademisyen Biçer’den “Türkçenin estetiği”


Akademisyen Biçer’den “Türkçenin estetiği”


Türk Ocakları Edirne Şubesi Gençlik Kolları dönemin son etkinliğini gerçekleştirdi ve Gençlik Kolları Eski Başkanı Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Öğretim Üyesi İsmail Alperen Biçer'i ağırladı. İsmail Alperen Biçer, 'Türkçenin estetiği' konulu sunumları ile bizlerle birlikte olurken; Türk dilinin naif, zarif, estetik yönlerine ilişkin türkülerden, atasözlerinden, deyimlerden ve deneyimlerinden örnekler verdi. Türk Ocakları Edirne Şubesinden yetişen ve an itibariyle akademisyenlik görevini yapan Biçer’i konuşmacı olarak misafir etmekten büyük onur duydu. Biçen konuşmasında Türk Ocakları Edirne Şubesinde yaşadığı anıları da paylaşırken, keyifli anlar yaşattı.
İsmail Alperen Biçer Türk Ocakları Edirne Şubesi hakkında şunları söyledi:
‘’ Türk Ocakları Edirne Şubesi benim hayatımda büyük bir önem arz ediyor. Şu an burada bulunan Araştırma Görevlisi, kadim dostum Muhammed Tağ ve diğer arkadaşlarım ile birlikte yıllarca Türk Ocakları Edirne Şubesi gençlik kolları için çalıştık, faaliyetler yaptık. Türk Ocaklarının tütmesi için elimizden geleni yaptık. Belki az kişiydik ama şubemizi Edirne’nin en önemli sivil toplum kuruluşlarından biri haline getirdik. Trakya Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı okuduğum dönemde Edirne Türk Ocaklarında çok keyifli anlar yaşadım. Şu an evli olduğum eşimle de Türk Ocaklarında tanıştım. Yuvama konferans vermek için dönmek, sizlerle tanışmak büyük onur ve gururdur. 1922’den beri faaliyet göstermekte olan Türk Ocakları Edirne Şubesi inanıyorum ki ilelebet tütmeye devam edecektir.’’
Gecenin sonunda bu yıl mezun olarak aramızdan ayrılacak olan gençlik kolları üyesi Mehmet Fatih Fikirli'ye teşekkür plaketini de İsmail Alperen Biçer takdim etti. Etkinliğe bir diğer konuk “Milli Devlet Gazetesi” Köşe Yazarı Osman Kepenek’in yanı sıra ocak mensupları katıldı.

Emekli Tümgeneral Gürcihan Türk Ocakları Edirne Şubesi’nde Ortadoğu ve Terörü değerlendirdi

Emekli Tümgeneral Gürcihan Türk Ocakları Edirne Şubesi’nde Ortadoğu ve Terörü değerlendirdi
Türk Ocakları Edirne Şubesi’nin düzenlemiş olduğu etkinlikte Emekli Tümgeneral Ali İhsan Gürcihan, ‘Ortadoğu’da Terör ve Afrin’ konulu bir sunum ile Türk Ocaklılarının karşısındaydı. 

Türk Ocakları Edirne Şubesi’nin düzenlemiş olduğu etkinlikte Emekli Tümgeneral Ali İhsan Gürcihan, ‘Ortadoğu’da Terör ve Afrin’ konulu bir sunum ile Türk Ocaklılarının karşısındaydı. Akademisyen ve asker kimliği ile Ortadoğu’daki terör belasını, Afrin meselesini ve sonrasında yaşanması muhtemel gelişmeleri ele alan Gürcihan’ın konuşmasına emekli askerler ve Türk Ocağı mensupları katıldı.
Ali İhsan Gürcihan Afrin’de şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet dileyerek başladığı konuşmasında şunları ifade etti:
‘’ Ortadoğu’daki savaşın son halkası Suriye olarak gözüküyor. Afrin meselesi bu yüzden önemli. Türkiye’nin dış politikada yaptığı yanlışlar ve devamlı yanlış ata oynaması meseleyi bu noktalara getirdi. Yanlış politikalar yüzünden ülkemizin güneydoğusunda ve Hatay çizgisinde oluşan Kürt koridorunu temizlemek için ordumuz var gücüyle harp ediyor. İşin açıkçası kendi yarattığımız canavar ile savaşıyoruz. Büyük Orta Doğu Projesinin ana hatları 100-150 yıl önce çizildi. Bugünde son halkası uygulanıyor. Türkiye yalpalamadan hareket etmek, doğru bir dış politika belirleyerek, Kürt koridorunu temizlemek zorunda… PYD 50 yıl öncesinin projesi olarak ortaya çıktı. Devletin hafızasında bu örgütün her daim yeri vardı ama bizim hafızamızı sildiler. Bu yüzden bu örgüte sanki yeni bir örgütmüş gibi bakıyoruz.’’
Emekli Tümgeneral Gürcihan konuşmasında, Afrin Harekatının bir numaralı hedefinin PKK, PYD gibi örgütlerin temizlenmesini hedef aldığını, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında kurulan Kürt kantonunu temizlemek amacı güttüğünü anlatırken, şunları söyledi:
‘’Suriye’de güvenliğin ne zaman sağlanacağını bilmiyoruz. Ülkelerin tutarlı bir siyaseti yok. Toprak bütünlüğü konusunda herhangi bir samimiyette göremiyoruz. Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olduğunu söyleyen herkes Suriye’nin bölünmesinde aktif rol oynadı. Esas hedef yalnızca Esad’ı devirmek değil, BOP Projesine yol açmaktı. Afrin’i ele geçirdik ama terörü bitirmiş olmadık. Astana, Cenevre ve Soçi süreçlerini düşünelim. Ülkeler bu görüşmelerde ortak bir noktaya gelemediler. O yüzden Afrin her şeyin sonu değil ve olmayacakta. Suriye’de kalışımızın uzun süreceğini düşünüyorum. Bu da ekonomik anlamda bedel ödememiz demek. Türk askeri bir yere girdiği zaman oradan çıkmaz. Ordumuz en doğrusunu yapacaktır.’’
Suriye’nin toprak bütünlüğü için Özgür Suriye Ordusu’nun daha düzenli ve etkin bir konuma sokulması gerektiğini ifade eden Gürcihan, şunları ifade etti:
‘’ Özgür Suriye Ordusunu istediğimiz kadar gözümüzde meşru hale getirelim. Suriye’de istediğimiz kadar muhalif gruplar çıkaralım. Özgür Suriye Ordusunu orada bırakıyorum, demokrasi gelecek demek Suriye’yi parçalamaktır. Bu Suriye için de, Türkmenler için de bir yarar getirmez. Türkiye’ye de zarar verir. Fırat’ın batısını tamamen ele geçirmek zorundayız. Fırat’ın doğusunda da örgütü bitirene kadar askerimiz operasyonlarına devam etmek zorunda. Türkiye’nin terör örgütü ile mücadelesinde bekasını ancak böyle sağlarız. Ancak siyasilerin bu noktada başarılı olabileceğini, sonuna kadar gidebileceğimizi düşünmüyorum. Unutmayalım ki çok yakın bir zamanda Süleyman Şah türbesini taşımak, o bölgeden kaçmak zorunda kaldık. Bu çok büyük bir siyasi başarısızlıktır. Biz komşu devletler ile doğru dürüst bir ilişki kuramaz isek Fransa’da, Amerika’da, Rısya’da, Nato’da gelir, burada rahat rahat at oynatır. Olan bizim askerlerimize olur. Rusya ile bugün aramız iyi. Ama yarın öbür gün güvenebileceğimiz bir devlet değil. Fransa bölgede etkili olmak istiyor. Amerika’nın bölgedeki planları devam ediyor. Bir an evvel bağımsız bir dış politika belirlemek zorundayız. Hiçbir ülkeye yüzde yüz güvenemeyiz."
Akademisyen ve asker kimliği ile Ortadoğu’daki terör belasını, Afrin meselesini ve sonrasında yaşanması muhtemel gelişmeleri ele alan Gürcihan’ın konuşmasına emekli askerler ve Türk Ocağı mensupları katıldı.



İham Tüdeş ve Ali Sech: “Bütün Türkler yemek yemek için Bulgaristan ve Yunanistan’a kaçıyor. Ciğer, köfte sarmalından insanları kurtarmak gerekiyor. Edirne turizminin en büyük sorunlarından birisi otopark. Bunu turizm otogarı ve taşımalı turizm ile çözebiliriz. Edirne’ye günlük 50 bin turist gelince il kilitleniyor. Alt yapısı bunu kaldırmıyor. Yakın ilçeler Süloğlu, Lalapaşa ve Havsa ilçelerine yeni oteller yapılması teşvik edilmeli gelen misafirler buradan veya Turizm otogarından Edirne’ye turizm otobüsleri ile getirilip rehber eşliğinde gezdirilir ise sorun çözülebilir.


İlham Tüdeş ve Ali Sech: “Bütün Türkler yemek yemek için Bulgaristan ve Yunanistan’a kaçıyor. Ciğer, köfte sarmalından insanları kurtarmak gerekiyor. Edirne turizminin en büyük sorunlarından birisi otopark. Bunu turizm otogarı ve taşımalı turizm ile çözebiliriz. Edirne’ye günlük 50 bin turist gelince il kilitleniyor. Alt yapısı bunu kaldırmıyor. Yakın ilçeler Süloğlu, Lalapaşa ve Havsa ilçelerine yeni oteller yapılması teşvik edilmeli gelen misafirler buradan veya Turizm otogarından Edirne’ye turizm otobüsleri ile getirilip rehber eşliğinde gezdirilir ise sorun çözülebilir.
Edirne'de ki Antik Otelin işletmecileri İlham Tüdeş ve Ali Sech öncelikle otopark sorununa çözüm bulunması gerektiğini belirtiyorlar.


·       Antik Otel’in işletmecileri, iki ortak… İlham Tüdeş ve Ali Sech… İlham Tüdeş, Batman doğumlu, uzun yıllar Marmaris’te çalışıp turizm sektörüne adapte olduktan sonra Edirne’ye gelip yerleşti. Bir süre market işletmeciliği gibi ticari faaliyet gösterdikten sonra Antik Otelin işletmesini aldı, otelin karşısında ki tarihi konağı da satın alıp restore ettirdi. Edirne’de yardımsever, iyi niyetli ve mütevazı kişiliği ile tanınıyor. Ali Sech ise Batı Trakya Türkü. Uzun yıllar Yunanistan’da turizm ve ulaşım sektöründe çalışmalar yapıp dünyanın birçok ülkesini gezip görme fırsatı buldu. Kültürel ve görsel birikimlerini Edirne’de turizm sektöründe uygulamaya koymak istiyor.
ü    Nasıl bir araya geldiniz ve ortak bir iş yapmaya karar verdiniz? Yaptığınız iş ile ilgili bilgi verir misiniz?
Ali Sech: Biz ilham Bey ile komşuyduk. Otelimizin yan tarafında bir kafem vardı, onu işletmekteydim. İlk teklif İlham Bey’den geldi.  Uzun yıllardır zaten dostuz ve sohbet ediyoruz.  Birlikten kuvvet doğar düşüncesi ile yola çıktık ve yeni bir proje üretmeye karar verdik. Buraya 17 km uzaktaki Orestia’dan 7 yıl önce Edirne’ye geldim, bir arkadaşım ile beraber. Zaten devamlı Cuma pazarına geliyordum. Bu şehri sevdim ve yedi yıl önce buraya gelerek iş yapmaya karar verdim. Burada eksik bir şeyler olduğunu fark ettim. Turizm sektöründe insanları burada tutma noktasında ciddi sıkıntılar var. Sadece ciğer ile turizm yapılamaz. İnsanlar burada akşamları kalmıyor çünkü gidecek bir eğlence mekânı yok. İnsanların aileleri ile vakit geçireceği, karısı ve çocukları ile akşamları eğleneceği bir mekâna ihtiyaç vardı, bu şehirde. Biz de İlham dostumla birlikte bu eksiği kapatmak için bu oteli açmaya karar verdim. Haftada bir kez Yunanistan’dan sanatçı getiriyoruz, buzuki çalıyor. Onun dışında alternatif eğlencelerimiz de bulunmakta. Edirne’ye gelen turistleri akşamları eğlendirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Edirne turizm yapmak için çok uygun bir kent. Otelimize gelip güzel vakit geçirebilir, eğlenebilir; çaylarını, kahvelerini ve içkilerini yudumlayarak bu tarihi otelin keyfini çıkartabilirler. Bahçemiz 250 kişilik, kış için de otelin aşağısında 150 kişilik bir yerimiz mevcut.
İlham Tüdeş: 1993 yılında Edirne’ye geldim. Öncesinde Marmaris’te çalışmaktaydım. 25 senedir burada yaşıyorum. Edirne’ye geldiğimizde market açtık ve buradaki potansiyeli fark ettik. Edirne’nin rahatlığı, tarihi, kültürü, huzuru ve insanları beni cezp etti. Burada rahat bir biçimde yaşayıp, çalışabileceğimi fark ettim.
ü    Bir yabancı gözü ile Edirne’yi değerlendirmenizi istesek ne söylersiniz? Eksiklerimiz nelerdir?
Ali Sech: Edirne’nin yemek menüsünü değiştirmesi gerekiyor. Bütün Türkler yemek yemek için Bulgaristan ve Yunanistan’a kaçıyor. Ciğer, köfte sarmalından insanları kurtarmak gerekiyor. Alternatif tatlar ve mezeleri Edirne’ye sokmak zorundayız. Güzel mekânlar ve eğlence yerleri ile de menüleri desteklemek zorundayız. Şu an otelimizde Manisa’dan gelen yaklaşık 30 kişilik bir grup var. Dışarı çıkmayı tercih etmediler ve bizim hazırladığımız eğlence programı ile vakit geçiriyorlar. Bizim gibi mekânların sayısını arttırmak zorundayız ki turistler burada konaklasınlar.
ü    Yıllardır Edirne’de yaşayan birisi olarak Edirne turizmi hakkında neler söylersiniz?
İlham Tüdeş: Yollarımızı genişletmek zorundayız. İki tane otobüs geldiği zaman aynı anda yoldan geçemiyor… Yol sıkışıklığı yüzünden insanlar rahatlıkla valizlerini alıp otele gidemiyorlar… Turizm otogarı bu sorunun çözümü için önemli bir alternatif olabilir. Belediye adeta yolu satıyor ve araçlardan park yeri parası alıyor. Zaten yollar dar bir de araçlar otellerin önüne park edince, nefes alacak yerimiz bile kalmıyor. Bırakın otobüsü, iki otomobil bile yan yana otelimizin de bulunduğu Kaleiçi’ndeki sokaklardan geçemiyor. Otopark gerçekten çok ciddi bir sorun. Edirne dediğiniz Kaleiçi semtinden ibaret eski bir şehirdir. Burada otopark sorunu olması şehrimiz için kara lekedir. Kale içindeki tarihi binaların da bir an evvel restore edilmesi gerekiyor. Metruk hale gelmiş binalar var. Bunların içerisinde içki içiyorlar. Bu durumda şehrimiz için bir kara lekedir. İnsanları buraya çeken en önemli şey tarihidir. O yüzden Kale içindeki evleri turizme kazandırmak zorundayız. Butik otel olur, kafe olur hatta müze olur. Ama metruk halde kalması hepimiz için kötü bir reklam. Konakları restore etmek de başlı başına bir dert. Konağı alıp, turizme sokmak istiyorsunuz ama bir dosyanın işleme sokulması bile aylar sürebiliyor. Bürokratik engeller ile karşılaşıyoruz ve bu durum yatırım yapmak isteyen bizim gibi insanlarda bıkkınlık yaratıyor. Ruhsat almak için, belge almak için neden bu kadar bekletiliyoruz. Biz Edirne’ye hizmet etmek istiyoruz. Bu noktada Edirne Valiliği’ni biraz daha duyarlı olmaya davet ediyorum. Şehirde çöp sıkıntısı da had safhada… Çöpleri daha düzenli toplamak gerekiyor. Kaldırım taşları kalkmış, çok kötü bir görüntü var burada ve turistlerin dikkatini çekiyor bu düzensizlik…
ü    Edirne’nin tanıtımı yeterli mi? Daha iyi tanıtılması için neler yapmak gerekiyor?
İlham Tüdeş: Fazlasıyla yetersiz. Edirne Sanayi ve Ticaret Odası esnaflarla toplantı yapmalı ve Balkan ülkelerinde Edirne’nin tanıtımı sadece stantlar ile değil, fuarlar, sine vizyon gösterileri ile yapılmalı. Esnaflar, ciğercisi, köftecisi, otelleri ile bir araya gelerek büyük fuarlara imza atmak zorunda. Yabancı turistler çoğu zaman tesadüfî olarak Edirne’yi keşfediyor. İşimizi tesadüflere bırakamayız. Tarihi eser bakımından çok zengin bu şehir daha fazlasını hak ediyor. Yapılan tanıtımlar stant düzeyinde kalıyor ve çok yetersiz.  Edirne’de ciddi bir rehber eksikliği çekiliyor. Edirne’de rehber yetiştirecek bir kurum, bir kurs açması gerekiyor ilgili kurumların. Tanıtımda doğru dürüst yapılamıyor o yüzden… İnsanlar sadece Selimiye Camiini tanıyorlar, ama onun kadar önemli Muradiye Camii var, o camimizi kimse bilmiyor, örneğin. Çok acil rehber yetiştirmek zorundayız. Edirne’yi ancak böyle tanıtabiliriz.
ü    Edirne’ye daha fazla turist gelecek olursa bir altyapı sorunu ortaya çıkacak. Bu sorunu nasıl aşabiliriz?
İlham Tüdeş: En büyük altyapı sorunu konaklama yerlerinde ortaya çıkıyor. Yakın çevrelerde çok fazla bina var. Öncelikle Kale içindeki metruk binaları restore edip, hizmete açmak gerekiyor. Böylelikle konaklama sorununda ortaya çıkan ‘otellerde yer yok’ durumu ortadan kalkar. Ayrıca bu iş için Edirne’ye yakın ilçelerden de yararlanmak gerekiyor. Lalapaşa, Süloğlu gibi yerlerde de oteller açılabilir ve oradan insanlar Edirne’ye taşınabilir. Bu ilçeler Edirne’nin bir mahallesi gibi yakın. Taşıma turizmi ile ulaşım sağlanabilir. Böylelikle o ilçeler de gelişir, konaklama sorunu da ortadan kalkar.
ü    Türk Milliyetçiliğini Tanımlar mısınız?
İlham Tüdeş: Ülkemiz zor durumda kaldığında her an her şartta vazifeye hazırsak, ne gerekiyorsa yapmaya hazırsak, işimizi iyi yapıyorsak bu bizim Türk Milliyetçiliğine hizmet ettiğimizi gösterir. Önemli olan etnik ayrımcılık yapmadan insanları Türk Milliyetçiliği etrafında birleştirmek… Ben doğuluyum, Kürt’üm ama bu ülke için çalışıyor, Edirne turizmine katkı sağlamaya çalışıyorum. İşimi iyi yapmaya ve bu vatana hizmet etmeye vergi verme çalışıyorum. Bütün vatandaşlarımız Türk Milliyetçiliği mantığı ile bu şekilde hareket etmek zorundadır…
Hasan Yıldız: "Belediyecilik bu işin en önemli unsurudur. Belediyede daha çok inşaat mühendisi bulunması gerektiğini düşünüyorum. İnşaat işinden anlayan, Edirne’yi tanıyan, şehir planlamasını bilen insanlar belediyede daha fazla yer almak zorunda ki turistlerin ilgisini çekecek projeler üretilsin. Şehirde, Ayşekadın’da mesela, çok ciddi bir çarpık kentleşme var. Yollarımız çok dar. Yollar genişletilerek, çarpık kentleşme uzun yıllara yayılarak bitirilmek zorunda. Uzunkaldırım, Ayşekadın gibi bölgeler bana göre yeniden inşa edilmek zorunda. Ben Belediye Başkanı olsam bu projeyi hemen uygulardım. Bizim toprak sıkıntımız yok bu şehirde, insan ve proje sıkıntımız var."

Hasan Yıldız, Edirne'de inşaat sektöründe faaliyet gösteren Kutlutaş Yapı'nın Yönetim Kurulu Başkanı



·         Hasan Yıldız, daha 12 yaşında iken Edirne’ye geldi. İnşaatlarda çalıştı, sonunda usta olmayı başardı. Bu arada Edirne’de kantin işletmeciliği de yaparken inşaat sektöründe çalışmaya devam etti. İşlerini büyüttü ve bugün Edirne sanayisinde mobilya, pvc, mermer üretimi yapıyor. Kürt kökenli bir Türk Milliyetçisi. Edirne’de oldukça iyi niyetli yardımsever bir insan olarak tanınıyor.

ü    Türk Milliyetçiliği anlayışınızdan bahseder misiniz?
Hasan Yıldız: Bir defa dışarıya karşı birlik olmak zorundayız. Ülkemize karşı yapılan haksız eylemlere birlikte karşı durmalıyız. Türk Milliyetçiliği aile gibi olmaktır, bu topraklarda. Görüşlerimiz, fikirlerimiz ne kadar farklı olsa da biz Türk Milliyetçisiyiz. Ülkemizi yükseltmek için çalışmak zorundayız, Türk Milliyetçiliğine böyle hizmet edebiliriz. Kendi markamızı üretmek, satmak zorundayız. Türk Milliyetçiliğine katkı sağlamak böyle olur. Allah kısmet ederse kendi markamla üretim yapıp yurt dışına ihraç etmek istiyorum. Türk Milliyetçisi vatanını, bayrağını, insanını düşünerek işini en iyi yapan insandır.
ü    Edirne’de yaşayan ve çalışan birisi olarak şehrin turizmi hakkında ne düşünüyorsunuz? Daha iyi olması için ne yapmak gerekiyor?
Hasan Yıldız: Belediyecilik bu işin en önemli unsurudur. Belediyede daha çok inşaat mühendisi bulunması gerektiğini düşünüyorum. İnşaat işinden anlayan, Edirne’yi tanıyan, şehir planlamasını bilen insanlar belediyede daha fazla yer almak zorunda ki turistlerin ilgisini çekecek projeler üretilsin. Şehirde, Ayşekadın’da mesela, çok ciddi bir çarpık kentleşme var. Yollarımız çok dar. Yollar genişletilerek, çarpık kentleşme uzun yıllara yayılarak bitirilmek zorunda. Uzunkaldırım, Ayşekadın gibi bölgeler bana göre yeniden inşa edilmek zorunda. Ben Belediye Başkanı olsam bu projeyi hemen uygulardım. Bizim toprak sıkıntımız yok bu şehirde, insan ve proje sıkıntımız var. Yabancı yatırımlar bu ülkeye geliyor. Edirne’ye de geliyor. Ama içerideki esnafı da canlı tutmak zorundayız. AVM’ler tabiî ki olsun ama aynı zamanda küçük esnafı da ayakta tutacak projeler geliştirilmeli. Ticaret Sanayi Odaları kredi dağıtacağına, kendi AVM’sini kendisi kursun. Neden Alışveriş Merkezlerinin elektriğini ve geri kalan altyapısını yabancı şirketler yapıyor, biz yapamaz mıyız? Ticaret ve Sanayi Odaları bu işlerle ilgilenmek zorunda… Başka bir konuya değinmek istiyorum. Edirne tarihi eserler dışında komple değişmek zorunda. 2000’li yıllar öncesinde yapılmış evlere bakın. Kaleiçi’ndeki evler mesela. Hiç dayanıklı değil. Hepsinin yıkılıp yeniden yapılması gerekiyor. O evlerde hala altyapı yok. Kaleiçi’nde elektrik, su tesisatı olmayan evler var bugün, hala. Edirne’de bir sürü arazi var. Bunlar müteşebbislere verilsin. Buralara eğlence yerleri, kafeler, oteller yapılsın. Bakın o zaman turizm nasıl gelişiyor. Özel sektörde çalışan bizler adeta yırtınıyoruz, bütün gün çalışıyoruz. Ama belediyede çalışanlar adeta ‘yatıyor’, bu şehre herhangi bir katkı sağlamıyorlar.
ü    İnşaat sektöründe çalışan birisi olarak ne gibi sıkıntılar yaşıyorsunuz?
Hasan Yıldız: Çok ciddi elaman sıkıntısı çekiyoruz. Edirne’de ara eleman yetişmiyor. Bizim sektörde çalışacak elemanlara ihtiyaç var. İşi öğrenecek elemanlar okullarda yetiştirilmek zorunda. Biz şu anda maalesef sanayi ve inşaat sektöründe kara düzen çalışıyoruz… Hiç kimse işini bilinçli olarak yapmıyor. Herkes İmam Hatip okullarında okursa, herkes hoca veya imam olursa, herkes memur olursa inşaat sektörünü kim ayakta tutacak, bu işten kim ekmek yiyecek? Bu gün İnanın inşaat sektöründe çalışan iyi bir usta eleman ayda 15 bin lira civarında para kazanıyor. Üretmek istiyorsak önce insan üretmek zorundayız. Bunun için okullarda eleman yetiştirmek zorundayız.