12 Eylül 2018 Çarşamba

Erdal Durak: “Edirne için bir masada toplanıp projeler hazırlamamız lazım. Bunu sadece MHP olarak değil, partili partisiz Edirne’de yaşayan, konusunda uzman bütün arkadaşlarla bir araya gelerek yapmamız lazım. Daha sonra hazırladığımız projeyi Genel Başkanımızın il ilçe teşkilatlarımız ile birlikte Kültür ve Turizm Bakanımıza götürüp, uygulamaya konmasının sağlamasını ve takibini yapmamız lazım. Edirne için bir araya gelirsek, bir noktaya vurursak başarıya ulaşacağımıza eminim.”


Erdal Durak: “Edirne için bir masada toplanıp projeler hazırlamamız lazım. Bunu sadece MHP olarak değil, partili partisiz Edirne’de yaşayan, konusunda uzman bütün arkadaşlarla bir araya gelerek yapmamız lazım. Daha sonra hazırladığımız projeyi Genel Başkanımızın il ilçe teşkilatlarımız ile birlikte Kültür ve Turizm Bakanımıza götürüp, uygulamaya konmasının sağlamasını ve takibini yapmamız lazım. Edirne için bir araya gelirsek, bir noktaya vurursak başarıya ulaşacağımıza eminim.”

• Erdal Durak: Yenikadın köyünde tarım ve hayvancılık ile uğraşıyor. MHP Edirne Merkez İlçe yönetim kurulu üyesi. Türk Milliyetçisi, mütevazi ve iyi niyetli kişiliği ile tanınıyor.

► Size göre Türk Milliyetçiliği nedir? Tarif eder misiniz?
Erdal Durak: Bu anlatılacak değil, yaşanacak bir şey. Mehter marşı duyduğumuzda bile tüylerimiz diken diken oluyor. Bu bir ruhtur. Kelimelerle tarif edemiyorum. Bizimkisi vatan aşkı, vatan sevgisidir. Türk Milliyetçiliği dendiğinde ırk milliyetçiliğinin olarak kabul etmeyelim, ben bunun karşısındayım. Vatan için, bayrak için, toprak için bu ülkede yaşayan insanların birlikte hareket etmesi gerektiğini olgusunu savunuyorum. “İktidar ve yöneticileri millete hizmet için vardır” Sözü ‘Türk Milliyetçiliğinin’ ilkesidir. Diğer taraftan Türk Milliyetçiliği Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği yoldur. Türk Milliyetçiliği ırk milliyetçiliği değil, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin toprakların üstünde yaşan bütün milletlerin kültürel bütünlüğüdür. Türk Milliyetçiliği bir parti veya kurumun yalnız başına savunup yücelteceği kadar küçük bir olgu değildir. Türk Milliyetçileri vatan, millet ve bayrak için canını vermeye hazır insanlardır. Bir Türkün üzüntüsü ile üzülüyorsak, sevinci ile seviniyorsak, havada uçan kendi uçağımızla, tarlada kendi ürettiğimiz traktörümüzle, terör mücadelesi veya tatbikatlarda kullandığımız kendi ürettiğimiz silahımızla, milyonlarca işçinin çalıştığı teknolojisini yaptığımız kendi fabrikalarımızla gurur duyabiliyorsak, tarihimize ve tarihi eserlerimize sahip çıkıyorsak ve bunları yapmak için var gücümüzle çalışıyorsak, bunların yapılması için vergimizi ödüyorsak biz Türk Milliyetçisiyiz demektir.
► Edirne bir turizm kenti. Edirne’nin daha iyi olması için neler yapılabilir? Turizm, kültür ve tarih açısından şehrimizi değerlendirir misiniz?
Erdal Durak: Edirne ağır sanayiyi kabul edebilecek bir şehir değil. Biz bir turizm kentiyiz. Turizm hizmetlerini de layığıyla yaptığımızı düşünmüyorum. Çünkü doğru tanıtım yapmıyoruz, yeteri kadar tanıtım yapmıyoruz. En iyi tanıtımı turist yapar. Ama turistler Edirne’deki altyapı problemlerini görünce kaçıyor. Reklamımız da kötü oluyor böylece. Edirne’ye turist getirmek kolay, ama kaçan turist bir daha gelmez. Aynı zamanda belediyecilik ile alakalı ciddi problemler yaşıyoruz. Altyapı sorunu var diyemeyeceğim, altyapı yok çünkü! Kakava, Kırkpınar gibi şenliklerde şehrimize hatırı sayılır miktarda turist geliyor. Ancak miktar artınca problemler ortaya çıkıyor. İnsanlar sadece etkinlik geceleri otellerde yer bulamıyor, araç park edecek yer bulamıyorlar. Geri kalan zamanlarda oteller boş. Edirne bir sınır şehri olarak önce altyapı problemlerini halletmeli, sonra da turistleri buradan memnun göndermeli. Şehir yapılaması maalesef hiçte düzgün değil. Bir sokak, diğerini tutmuyor. Bir cadde diğeri ile aynı değil. Evler ve siteler estetik kaygıdan uzak. Yüzyıllar evvel Kaleiçi yapılanması ortaya konmuş, bu şehri yönetenler tarafından. Bir düzen ve tertip içerisinde Kaleiçi mahallesinin restore edilmesi şart. Problemler olmakla birlikte yıllar önce çizilmiş en iyi şehir planına Kaleiçi semtimiz sahip. Diğer sokaklarımıza bakın. Hangi sokak nereye çıkıyor belli değil! Avrupa’da Edirne gibi tarihi şehirlerde böyle şehir yapılanması göremezsiniz. Yola bir yabancı salsak, adam kaybolur. Üç gün çıkamaz Binevler bölgesinden. Kaleiçi yıllar evvel yapılmış en iyi mahalle yapılanması ama orada da çok sorun var. Kaçak, göçek, uyuşturucu kullanan ne kadar adam varsa Kaleiçi bölgesinde. Rahat rahat dolaşmanız mümkün değil, tarihi konaklar üstünüze düşecek korkusu ile mahallede gezmek mümkün değil. Hem sokakların güvensizliği, hem de tarihi evlerin durumu bizi üzüyor. Şehrimize gelen turistlere çok kötü örnekler sergiliyoruz. Devlet Kaleiçi’ndeki evlere Bir an önce ele almalı. Mahallenin yapılanması o kadar güzel ki, oradaki tarihi evlere yazık oluyor. Kendi imkânları ile tarihi evleri restore edenler var ama yanında ki binaya bakıyorsunuz mezbelelik haline gelmiş tarihi bir konak! Kaleiçi semtine kazma vursanız, altından tarih fışkırır ama Edirneliler bile farkında değil. Tarihimize yazık ediyoruz. Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, CHP’nin Belediye Başkanı, yani iktidara yakın değil ama Eskişehir’de yaptıkları ile destan yazdı. Aynı hizmeti maalesef Edirne’de göremiyoruz. Sokakların, mahallelerin ve nehirlerin durumu ortada. Avrupa’da içinden nehir geçen şehirler ihya olurken, Edirne’den üç tane nehir geçmesine rağmen, biz Meriç ve Tunca’yı temizlemekten bile aciz durumdayız. O bölgeyi de tam manasıyla turizme kazandıramıyoruz. İki çay bahçesi ile Meriç ve Tunca bölgesini tam manasıyla değerlendiremezsiniz.
► Peki ne yapmalıyız, nasıl çözüm bulmalıyız?
Erdal Durak: MHP Edirne il ve ilçe teşkilatımızda, üyelerimizde tarih ve mimari engin bilgi sahibi arkadaşlarımız var. Edirne için bir masada toplanıp projeler hazırlamamız lazım. Bunu sadece MHP olarak değil, partili partisiz Edirne’de yaşayan, konusunda uzman bütün arkadaşlarla birlikte yapmamız lazım. Daha sonra hazırladığımız projeleri Genel Başkanımızın, il ilçe teşkilatlarımız ile birlikte Kültür ve Turizm Bakanımıza götürüp uygulamaya konmasını sağlaması ve takibini yapması lazım. Edirne için bir araya gelirsek, bir noktaya vurursak başarıya ulaşacağımıza eminim.

Mustafa İsmail Okur: “ Kaleiçi semti Edirne’nin en önemli noktası olması gerekirken, adeta bir mezbelelik konumuna itiliyor. Aynı konu Uzunköprü için de geçerli. Dünyada içinden nehir geçen şehirler çok ama iki nehrin kucakladı şehir tek, o da Edirne”


Mustafa İsmail Okur: “ Kaleiçi semti Edirne’nin en önemli noktası olması gerekirken, adeta bir mezbelelik konumuna itiliyor. Aynı konu Uzunköprü için de geçerli. Dünyada içinden nehir geçen şehirler çok ama iki nehrin kucakladı şehir tek, o da Edirne”

• Mustafa İsmail Okur, 1968 yılında Samsun’da doğdu. 1997 yılından beri Edirne’de ticaret yapıyor. Uzunköprü’de de ailecek işlettikleri çeltik fabrikası var. Hem Edirne’de, hem de Rusya’da çeltik ekimi yaparak çiftçilikle de uğraşıyor. Ak Parti Edirne İl Yönetiminde görevli. Atatürk Milliyetçiliğini Türk Milliyetçiliği olarak sıfatlandıran, yardımsever bir insan olarak tanınıyor.

► Türkiye’deki tarım politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Çiftçiye verilen destek sizi tatmin ediyor mu? Tarımın daha iyi olması için çözüm önerileriniz nelerdir?
Mustafa İsmail Okur: Tabi ki dört dörtlük değil. Türkiye’yi ayakta tutan tarımdır. Ekonomik krizden geçen ülkemiz tarıma sıkı sıkıya tutunmak zorunda. Çiftçinin elini rahatlatmak için mazot ve gübre destekleri çiftçiye daha erken gönderilebilir diye düşünüyorum. Şu an çiftçinin belini büken gübre zamları. Bu konu hakkında çalışmalar yapıldığını Ziraat odası başkanımızdan öğrendim. Umuyorum nihayete erer. Nasıl ki mazota gelen zamdan ÖTV’den ötürü çiftçi etkilenmiyor ise bu uygulama gübre için de geçerli olmalı. Çeltikte üç dört yıldır on kuruş destekleme yapılıyor. Bu neden yirmi kuruşa çıkartılmasın? Çiftçi kazanırsa herkes kazanır. Az önce de söylediğim gibi politikalar dört dörtlük değil ama çiftçimiz de daha aktif olmalı, daha cesur davranmalı. Sadece buğday, ayçiçeği ekerek tarım yapmaktansa alternatif tarım ürünlerine eğilmek gerek. İnanın bu daha kazançlı olacaktır. Örneğin çiftçimiz kanola eksin, siyez buğdayı eksin, siyah mercimek, siyah nohut eksin. Bunlar katma değerli ürünlerdir. Bir çiftçi olarak bende bu ürünlere yöneldim. Çiftçimiz kendini kalkındırmadan lüks harcamaya kaçıyorlar. Bir milyon liraya arazi almak, devamlı traktör, biçerdöver değiştirmek, makinenin en iyisini, en lüksünü almak ve bunları da devamlı değiştirmek gibi hatalara düşüyorlar. İnsanımızın genelinde olan bu tüketim çılgınlığı tarımda da var. Oysaki tarım sektörü bu harcamalara bu lükse müsait değil. Elbette işini iyi yapmak için yatırım yapmak gerek ama çiftçilerimiz önce kazanıp, kendini kurtarmak zorunda. Türkiye’de her şey çiftçinin aleyhine işliyor. Rusya’da da tarım yaptığımı söylemiştim. Küçük bir mukayese yapmak gerekirse, burada mazot ve girdiler pahalı. Rusya’da ise durum öyle değil. Burada 3 yıl çiftçilik yaptığımda harcayacağım para ile Rusya’da 49 yıllık yer kiraladım. Bunun gibi düşüncelerimizi aktif siyasetin içerisinde olan herkesle paylaşmaya gayret ediyoruz. Aynı zamanda çiftçilerimizin sorunları her daim ziraat odası başkanımız ile görüşüyor, dertlerine derman olmaya çalışıyoruz.
► Son yıllarda Edirne’ye gelen yatırımcıların şehrimizden çok fazla toprak satın aldığını gözlemliyoruz. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?
Mustafa İsmail Okur: Trakya’da ne görüyorlar da topraklarımızı satın alıyorlar anlam veremiyorum! Trakya toprakları tabi ki çok değerli, bunu ironi olarak söylüyorum ama toprakları alan kişilerin art niyetli olmasından, ülkemiz için zararlı işler yapmasından endişe etmekteyim. Yabancılar parayı bastırıp toprak satın alabiliyorlar. Yunan, İsrail vatandaşı hiç fark etmiyor! Toprağını satan da paraya bakıyor. Kim isterse, parayı bastırıp alabiliyor. Yeraltı kaynakları açısından da çok kıymetli bir bölge Trakya. Bu yüzden endişe etmekteyim. Maalesef insanlarımız bu konuda duyarlı değil. Sorduğunuz soru dikkat çekilmesi gereken bir konu.
► Edirne bir turizm kenti. Edirne’nin bir turizm kenti olarak sıkıntılarını sorsak ne söylersiniz? Çözüm önerileriniz nelerdir?
Mustafa İsmail Okur: Öncelikle şunu ifade edeyim, Edirne’de yaşayan insanlar Edirne’nin değerini bilmiyorlar. Edirne’nin değerlerine sahip çıkmak buranın insanının birinci vazifesi. Yıllardır Edirne’de yaşayıp, Edirne’nin tarihi eserlerini ziyaret etmemiş, ayak basmamış insanlarımız var. Viyana’da ve Litvanya’da Edirne’deki Kaleiçi’ne benzeyen yerler var. Eski tarihi olan bir yerler. Tarihi dokusunun tamamı aynen duruyor. Eski yapıların tamamı restore edilmiş. İçerisinde turizme hitap eden restoran, kafe tarzı iş kurumları bulunmakta. Sanat galerisi, müzik, bale kursu gibi sanatsal faaliyetlere hizmet eden organizasyonlar da mevcut. İçeriye girdiğinizde kendinizi eski bir tarihte hissediyorsunuz. Kendinizi film setinde hissediyorsunuz. Mimari yapısı, yollar ve çeşmeler dâhil eski kültüre uygun bir şekilde dizayn edilmiş. Kaleiçi’nin durumuna bakınca üzülüyorum. Restorasyonu yapılmayan, atıl durumda birçok tarihi ev var. Bu tarihi evler ile iç içe betonarme yeni evler de yapılıyor. Bu betonarme evler estetik kaygıdan uzak, tarihi evlerin mimari yapısı ile birbirine hiç benzemeyen yapılar olduğu için Kaleiçi maalesef hak ettiği değeri görmüyor, Edirne’nin en önemli noktası olması gerekirken, adeta bir mezbelelik konumuna itiliyor. Burada Yahudiler, Ermeniler, Rumlar yaşamış. Kaleiçi’nde onların yaşam tarzını yansıtan yapılar var. Bunları aslına uygun olarak yapmak gerekiyor ki Osmanlı’nın her kültürü kucaklayan sosyal yapısı Edirne’ye gelen turistlere yansıtılsın. Edirne’yi Viyana’ya benzetmemin bir sebebi de, bahsettiğim bölgenin hemen yakınında bir nehir olması. Bu nehir belki Edirne’mizin nehirlerinden daha küçük ama bakımlı, temiz ve turizme tam manasıyla açılmış. Bizim nehrimiz bütün Edirne’yi kucaklıyor üstelik. Yeni İmaret’ten, diğer sınırlarımıza kadar… Orada yeni yerleşim eski yerleşimi nehir aracılığıyla bölmüş, burada ise bizim nehrimiz şehri kucaklıyor. Bahsettiğim yapıyı örnek alarak Kaleiçi’ni trafiğe kapatmak, restore etmek zorundayız. Dünyada içinden nehir geçen İtalya’da Floransa, Venedik ve Roma, Rusya’da Petersburg, Bosna Hersek’de Mostar, Macaristan’da Budapeşte, Avusturya’da Graz, Almanya’da Berlin, Desten ve Köln, İngiltere’de Londra, Makedonya’da Üsküp, Fransa’da Paris ve Lion, Letonya’da Riga, Litvanya’da Vilnius, Polonya’da Varşova, Avusturya’da Viyana, İsveç’te Basel, Portekiz’de Lizbon, Sırbistan’da Belgrad, İspanya Sevilla, Belçika’da Bruges, Hollanda’da Roterdam ve Amsterdam, Ukrayna’da Kiev, Rusya’da Moskova, Slovenya’da Ljublijana, Portakiz’de Porto, İsveç’te Bern gibi birçok turizm kenti sayabiliriz ama doğal iki nehrin kucakladı şehir tek, o da Edirne.
Belediyecilik konusunda da birkaç şey söylemek istiyorum: Edirne halkının takdirine saygı duyuyoruz ama altyapı ile ilgili problemler ortada, tarihi ve kültürel değerlerimize sahip çıkılmıyor, yıllardır aynı sorunları dillendiriyoruz. Bunu çözmek yine insanımızın elinde. Belediye seçimlerinde kim daha çok hizmet eder, kim Edirne’yi kalkındırır sorusunu kendilerine sorsunlar ve siyasi görüşlerini bir tarafa bırakarak oy versinler. Sorunlar yalnızca Edirne merkez için geçerli değil. Kaleiçi ne durumda ise Uzunköprü’müz de aynı durumda. Uzunköprü UNESCO dünya mirası tarafından korunan bir eser ama etrafı pislik içerisinde. Ne olduğu belirsiz insanların uğrak yeri haline gelmiş bir köprü var Uzunköprü ilçemizde. Etrafında yıkık dökük binalar, tam bir mezbelelik. Ne Kaleiçi, Ne Uzunköprü ne de Edirne bunları hak etmiyor! Ergene nehrinin durumu ortada. Bir türlü temizlenemiyor. Rahmetli Süleyman Demirel de bu sorunu dile getiriyordu, yıllar geçti aynı sorun şu an Cumhurbaşkanımız tarafından hala dile getiriliyor. Vakti zamanında Haliç temizlendi, istense Ergene de temizlenir. Hafta sonu trafik sorunu da yaşamaya başladık. Yabancı turistlerin yoğun olduğu hafta sonu ciddi trafik sorunu yaşamaya başladık. Alternatif yol güzergâhları belirlemek gerekiyor. Edirne halkı ve esnafı mazlum ve mülayimdir. Turistlere her daim iyi davranırlar. İnsanımız açısından sorun yok ama belediye açısından sorun yaşıyoruz. Edirne’ye gelenler trafik sorunu yaşarsa, otopark sorunu yaşarsa, akşam burada kalmak için bir sebepleri olmazsa neden tekrar Edirne’ye gelsinler. Turist getirmek kolaydır ama turistler kaçarsa bir daha getirmek zordur. Saray içi bölgesini düşünelim. Orası sadece panayır zamanı mı hareketli olacak? Osmanlı’nın eski sarayının olduğu bölge böyle mi olmalı? Oraya Osmanlı dönemini hatırlatan bir merkez kurulabilir, eğlence merkezleri kurulabilir, restoran ve kafeler yapılarak, Osmanlı’nın ruhu yeniden canlandırılabilir. Biz daha fazla turist gelsin diyoruz ama altyapı sorununu çözmeden bunu istemek mantıksız. Kakava, Kırkpınar gibi etkinliklerde insanlar kalacak yer bulamadı, parklarda yattılar; yemek yiyecek yer bulamadılar. Altyapı sorununu halletmeden şehrimiz daha fazla turisti maalesef kaldırmaz. Kaleiçi’nden bahsettik. Bu konuda bir şey söylemek istiyorum. Orayı imara açabilecek, kentsel dönüşümü yapacak ve tarihi evleri yeniden canlandıracak tek güç TOKİ’dir. Burada da iş dönüyor dolaşıyor siyasete geliyor. Devlet hükümetin yönlendirmesi ile bu işleri yapacak güç ve imkâna sahiptir. Vatandaşlarımızın belediye seçimlerinde bunları dikkate alarak tercih yapması en büyük temennimiz. Bizler iyi bir ekip ve imkanlar ile Edirne’nin bütün sorunlarını çözeceğimize inanıyoruz.
► Kendi bakış açınıza göre bize Türk Milliyetçiliğinin tarifini yaparmısınız?
Mustafa İsmail Okur: Bana göre Türk Milliyetçiliği ırk milliyetçiliği değil, Laz’ı ile, Çerkez’i ile, Kürt’ü ile, Arnavut’u ile, Boşnak’ı ile ………. 72 milleti ile aynı toprakların üstünde yaşayanların kültürel bütünlüğüdür. Türk Milliyetçiliği kesinlikle bir partini veya kurumun tekelinde tutulacak kadar küçük kavram değildir. Türk Milliyetçileri vatan, millet ve bayrak için canını vermeye hazır insanlardır. Bir Türkün üzüntüsü ile üzülüyorsak, sevinci ile seviniyorsak, havada uçan kendi uçağımızla, tarlada kendi ürettiğimiz traktörümüz ile terör mücadelesi veya tatbikatlarda kullandığımız kendi ürettiğimiz silahımızla, milyonlarca işçinin çalıştığı teknolojisini yaptığımız kendi fabrikalarımızla gurur duyabiliyorsak, tarihimize ve tarihi eserlerimize sahip çıkıyorsak ve bunları yapmak için var gücümüzle çalışıyorsak, bunların yapılması için vergimizi ödüyorsak biz Türk Milliyetçisiyiz demektir. Bu Türk Milleti sevgisidir, Türk Milliyetçiliği. Rengini şehit kanından alan al yıldızlı bayrağımızı başımızın üzerinde taşımak bizim gözümüzde Türk Milliyetçiliğidir. Türk Milliyetçiliği bizim gözümüzde Atatürk’ün çizdiği yoldur. Türk Birliği veya Turancılık ayrı bir olgudur.
Türk Birliği ülküsü, yeryüzündeki bütün Türklerin bir millet ve devlet halinde, bir bayrak altında toplanması ülküsüdür. Bunun tahakkuku, bazı kimselere ilk bakışta imkansız gibi görünebilir. Bazı kesimler, bunu zararlı bir hayal olarak da vasıflandırabilir. Fakat unutmamak lazım ki, her hakikat önce bir hayal ile başlar. Yine hatırlamak gerekir ki, 1919 yılında hür ve müstakil bir Türkiye kurmak için Gazi Mustafa Kemal Atatür’ün önderliğinde Anadolu’da dünyanın galiplerine karşı savaşa girişmek de çılgınlık ve hayal diye vasıflandırılmıştı.

11 Eylül 2018 Salı

Reyhan Özel: “• Edirneli Edirne’yi pasif hale getiriyor. En büyük sorun belediyeyi yönetenler ve politikaları. Edirne hakkında konuşurken önce insanımız hakkında birkaç kelam edeyim. Burada yoğun olarak gördüğüm ve rahatsız olduğum bir durum var. Maalesef Edirne insanında birliktelik, dayanışma ve yardımlaşma gibi kavramlar oldukça eksik. Dayanışma ruhundan uzak bir toplum yapısı mevcut. İnsanlar birbirine yardım etmek yerine birbirlerinin ayağını kaydırmak için çalışıyor. Edirne insanının Edirne eğitimi alması gerekiyor. • Edirne’yi yönetenler halka hizmet için değil, kendilerine hizmet için makam koltuklarına oturuyorlar. • Devletimiz aciz değil. Sadece bazı noktaları uyuşturulmuş durumda. • Belediye Başkanı ve Belediye meclis üyeleri, bu kritik görevlerde bulunan insanlar işinin ehli olmak zorunda. Turizmden, tarihten, imar ve şehircilikten anlayan insanlar bu görevlere getirilmediği için şehrimiz zarar görüyor.”

Reyhan Özel: “• Edirneli Edirne’yi pasif hale getiriyor. En büyük sorun belediyeyi yönetenler ve politikaları. Edirne hakkında konuşurken önce insanımız hakkında birkaç kelam edeyim. Burada yoğun olarak gördüğüm ve rahatsız olduğum bir durum var. Maalesef Edirne insanında birliktelik, dayanışma ve yardımlaşma gibi kavramlar oldukça eksik. Dayanışma ruhundan uzak bir toplum yapısı mevcut. İnsanlar birbirine yardım etmek yerine birbirlerinin ayağını kaydırmak için çalışıyor. Edirne insanının Edirne eğitimi alması gerekiyor.
• Edirne’yi yönetenler halka hizmet için değil, kendilerine hizmet için makam koltuklarına oturuyorlar.
• Devletimiz aciz değil. Sadece bazı noktaları uyuşturulmuş durumda.

• Belediye Başkanı ve Belediye meclis üyeleri, bu kritik görevlerde bulunan insanlar işinin ehli olmak zorunda. Turizmden, tarihten, imar ve şehircilikten anlayan insanlar bu görevlere getirilmediği için şehrimiz zarar görüyor.”
Reyhan Özel ve Oğlu Savaş Anıl Özel

• Reyhan Özel, Çanakkale ilinin Lapseki ilçesinin Suluca Köyü doğumlu. 1973 yılından beri 45 yıldır Edirne’de yaşıyor. Askerlik dönüşünde ilk atandığı yer Edirne Gazi Mihal Sağlık Ocağı sağlık memurluğu oldu. Bir süre sonra oradan istifa ederek, SSK’ya geçti. Anestezi kursuna katılıp, anestezi teknisyeni unvanını aldı ve 1973 yılından 1983 başına kadar memuriyet hayatına 10 yıl boyunca SSK hastanesinde, anestezi teknisyeni olarak devam etti. Daha sonra istifa ederek serbest olarak sünnetçilik yapmaya başladı. Şimdi ki adı ile Aşiyan Sünnet Sarayı ve Düğün Salonunu kiralayarak, tesis yaptı. Daha sonra ki yıllar birikimlerine baba mirasını da ekleyerek burayı satın aldı.

► 45 yıldır Edirne’de yaşayan bir vatandaş olarak Edirne hakkında neler söylemek istersiniz?
Reyhan Özel: Ben de 45 yıldır burada yaşadığım, Edirne’ye Edirne’de doğandan fazla sahip çıktığım Edirneliyim. Zaten doğduğum yer Çanakkale kültür olarak Trakya bölgesine çok yakın. Hepimiz aynı toprağın çocuklarıyız. Edirne hakkında konuşurken önce insanımız hakkında birkaç kelam edeyim. Burada yoğun olarak gördüğüm ve rahatsız olduğum bir durum var. Maalesef Edirne insanında birliktelik, dayanışma ve yardımlaşma gibi kavramlar oldukça eksik. Dayanışma ruhundan uzak bir toplum yapısı mevcut. İnsanlar birbirine yardım etmek yerine birbirlerinin ayağını kaydırmak için çalışıyor. şehrin birçok insanında hasetlik ve fesatlık had safhada. Karşımızdaki insanlar başarısız olsun da bir tekme de biz vuralım kafa yapısı var. Şehrimizde kentleşme adına da büyük sorunlar yaşanıyor. 45 yıldır buradayım. İnsanlar hala kentte yaşamanın bilincinde değil. Kenti yönetenler de hizmet etmeyi beton bina dikmekten ibaret görüyor!
► Edirne’de eksik gördüğünüz noktalar ve çözüm önerileriniz nelerdir?
Reyhan Özel: Edirne’de üretime yönelik bir yatırım yok. Ben Edirne’ye geldiğimde Kapıkule’de 3-4 fabrika vardı. Geçen yıllarda olanların kapandığı gibi, bir tane bile yeni fabrika açılmadı. Edirneli Edirne’yi pasif hale getiriyor. En büyük sorun belediyeyi yönetenler ve politikaları. Bir hayalim var. Tabi gerçekleşmesi mümkün değil ama sorduğunuz için söylemek isterim. Diyelim ki altı aylığına Edirne’yi boşalttık. Burada yaşayan insanları Doğu Anadolu’da ve Karadeniz bölgesinde bir yerlere gönderdik. Doğu Anadolu’da veya Karadeniz’de yaşayan insanları da Edirne’ye getirdik, yerleştirdik. Altı ay sonra buraya dönen Edirneliler şehri tanınmaz halde bulur. Şehrin ne kadar geliştiğine şahit olurlar. Evet, şunu vurgulamak istiyorum sorun bu şehrin insanında. Bu işin temel kaynağı da eğitimdir. Edirne insanının Edirne eğitimi alması gerekiyor. Bu şehir gerçekten çok güzel. Buradan kısa süreliğine de ayrılsanız, özlüyorsunuz. O zaman neye sahip olduğunuzu anlıyorsunuz. Tarih boyunca, Roma döneminden bu tarafa Edirne yıldızı parlayan bir kenttir. Ancak son dönemde belediyecilik faaliyetleri bu şehrin yıldızını söndürdü. Örnekler vererek anlatmaya çalışayım. Binevler bölgesinde, Baca diye tabir ettiğimiz bölgede kanalın üzerine lastik kaplama yol yaptılar. Gayet güzel oldu, halkta sahiplendi. Vatandaş sabah akşam yürüyüş yapıyor. Yürüyüş yolun olduğu yere merdivenler yapılmış. En kötü, hiç işten anlamayan bir ustaya bile merdiven yap deseniz, o şekilde bir merdiven yapmaz! Bu merdiveni yapanların başında en azından teknisyen düzeyinde bir insan yok mu? Bu noktada Kocasinan ve Fatih Mahallesi muhtarlarını devreye sokarak merdiveni kullanılır hale getirdik. Ama yaptırana kadar üç ay geçti. Bahsettiğimiz bölgeler, Edirne’de CHP’ye yüksek oranda oy çıkan yerler. Size her belediye seçiminde destek olan insanlara reva gördüğünüz belediyecilik bu mu? Yine aynı bölgede bulunan havuzun sularının tekrar aktif konuma gelmesi için aylarca uğraştık, yetkililer ile konuştuk. Nihayetinde Belediye Başkanı bizim söylememiz ile park ve bahçeler müdürlüğünü arayarak sorunu çözdü. Demek ki belediye başkanı ve yanında çalışanlar o bölgeden hiç geçmiyorlar. İlla ki bizim söylememiz gerekiyor! Bacanın pisliğini gölgeleyen bir havuzun bütün yıl suyu akmıyor. Sonra da oturdukları yerden belediyecilik yaptıklarını iddia ediyorlar. Edirne’nin üç tane mabedi var. Biri Selimiye, diğeri Kapıkule, diğeri de Söğütlük. Her hafta sonu onlarca otobüs geliyor, şehrimiz ziyaret ediliyor. Ama gelenler rezil bir durum ile karşılaşıyorlar. İnsanlar söğütlük bölgesine gittiklerinde çerçöp ile karşılaşıyor. Her taraf pislik içerisinde. Zorla, ite kaka, her gün konuşarak o bölgenin temizlenmesi için baskıda bulunmamız neticesinde, Söğütlük bölgesinin tam manasıyla olmasa da temizlenmesi bizleri mutlu etti. Ama bunu belediyenin başarısı olarak değil, benim gibi sıradan vatandaşların baskı yapmasının verdiği olumlu netice olarak görmekteyim. Kaleiçi semtine bakın, ne hale getirdiler. Saat dokuzdan sonra yürümek mümkün değil, evine gitmek mümkün değil. Biri suç işlese, suç işleyeni bulmak mümkün değil. Çünkü suçu işleyenler yabancı. Bu noktada devletin Suriye politikasını da yanlış buluyorum. Eğer Suriyeliler on beş gün, bir ay memleketlerine gidip, tatil yapabiliyorsa, o zaman artık onları misafir etmemize ne gerek var? Memleketlerine dönsünler. Bizim insanımız aç iken, misafirperverliğin fazlası bize zarar verir. Kadın, çocuk, yaşlı masumlar kabulümüz ama ya diğerleri? Onlar plajlarda sefa sürerken, biz onların memleketinin toprağında savaşıyoruz! Kaleiçi’ndeki evlerin durumu da içler açısı. Bu tarihi eserleri vatandaşın yenilemesi pek mümkün değil. Maliyet çok yüksek. Vatandaş yapamaz ise, devlet bu işe el atmalı. Evler satın alınarak, restorasyonu yapılmalı. Bu mudur tarihi esere verilen değer? Hem evleri satın alanlara yardım etmeyip, yıldıracaksınız hem de taşın altına elinizi sokmayacaksınız. Devletimiz aciz değil. Sadece bazı noktaları uyuşturulmuş durumda. Demem o ki imkanı olan vatandaşlar ve evlerin sahipleri ile ortak projeler geliştirilerek Kaleiçi bölgesindeki evlere sahip çıkmak zorundayız. Politika yapacak insanların önce kendi sorunlarını çözmeli, en azından askari hale getirmiş olmalı. Politika halk için yapılmalı, kendi menfaatin için yaparsan, kendine de, halka da zarar verirsin. Edirne’yi yönetenlerde bu dediğim sorunu en net biçimde görüyoruz. Edirne’yi yönetenler halka hizmet için değil, kendilerine hizmet için makam koltuklarına oturuyorlar. Bakkal, manav, kasap… Belediye meclis üyesi seçiliyor. Tabi ki küçümsemiyorum. Demokrasiye de saygılıyım ama bu adamlar imar komisyonda, turizm komisyonlarında görev alıyorlar. Bakkal, manav, kasap ne anlar turizmden, imardan? Belediye Başkanı ve Belediye meclis üyeleri, bu kritik görevlerde bulunan insanlar işinin ehli olmak zorunda. Turizmden, tarihten, imar ve şehircilikten anlayan insanlar bu görevlere getirilmediği için şehrimiz zarar görüyor. Biz de en küçük bir sorunun çözülmesi için dahi aylarca beklemek zorunda kalıyoruz.

10 Eylül 2018 Pazartesi

İsmail Yörük: “Edirne bir turizm cenneti. Birçok yanlış, saçma karalar alan ve konusu ile ilgisiz yöneticileri olduğu halde bile biz hala, bu şehirde yaşayanlar olarak turizmden ekmek yiyoruz. Bir de işin doğrusunu yapsak! Öncelikli sorunlarımızı bile çözemiyoruz. Sorunları görüp eleştirmek kolay ama alternatifini de getirmek lazım. Sorunlar masa başında çözülmez, halkı, esnafı dinleyerek çözülür. Öncelikle bu yapılmalı”


İsmail Yörük: “Edirne bir turizm cenneti. Birçok yanlış, saçma karalar alan ve konusu ile ilgisiz yöneticileri olduğu halde bile biz hala, bu şehirde yaşayanlar olarak turizmden ekmek yiyoruz. Bir de işin doğrusunu yapsak! Öncelikli sorunlarımızı bile çözemiyoruz. Sorunları görüp eleştirmek kolay ama alternatifini de getirmek lazım. Sorunlar masa başında çözülmez, halkı, esnafı dinleyerek çözülür. Öncelikle bu yapılmalı”

• İsmail Yörük, Edirne doğumlu, doğma büyüme Edirneli. Alipaşa Çarşısı esnafı. Babadan gelen işini devam ettiriyor. “Allah nasip ederse bu güzel şehirde öleceğim” diyor.

► Edirne’de yaşayan bireylerin çoğunluğu dolaylı veya direk turizmden faydalanıyor. Edirne turizminin daha iyi olması için neler yapılabilir?
İsmail Yörük: Edirne bir turizm cenneti. Birçok yanlış, saçma karalar alan ve konusu ile ilgisiz yöneticileri olduğu halde bile biz hala, bu şehirde yaşayanlar olarak turizmden ekmek yiyoruz. Bir de işin doğrusunu yapsak! Öncelikli sorunlarımızı bile çözemiyoruz. Sorunlar masa başında çözülmez, halkı, esnafı dinleyerek çözülür. Öncelikle bu yapılmalı. Edirne eskiden bir tarım kentiydi, evet. Ancak son 25-30 senede köyden kente göç başladı, insanlar tarım arazilerini ekmekten vazgeçtiler. Genç nüfus tarım yapmaz oldu. Düşünün köylerde Pazar kuruluyor artık! Tüm bunlarla birlikte tarımın hak ettiği değeri görmemesi ile bize ekmek kapısı olarak sadece turizm kaldı. Doğru değerlendiremediğimiz halde bile bu işten iyi kötü ekmek yiyoruz, dediğim gibi. Tuvalet gibi, otopark gibi sorunlarımızı çözmekten aciziz… Bir seyyar tuvalet yaptılar, koyacak yer bulamıyorlar. Seyyar tuvaleti koydukları yer doğru bir yer değil elbette ama alternatif bir yer bulabiliyor muyuz? Tamam, Atatürk anıtının arkasında olmasın, peki nerede olsun? Sadece eleştirmeyelim, alternatif getirelim. Seyyar tuvalet sorunu çözülmek zorunda. Bunun yanında otopark sorunu şehrimize gelen insanları bıktırmış durumda. İnsanlar Kaleiçi bölgesine, ara sokaklara arabasını bırakıyor, işleri bittiğinde arabasını bulamıyor. Turistler bizim kıymetlimiz ama iyi hizmet etmiyoruz. Kaçan turisti geri getirmek zordur. Her tarafta dilenciler görüyoruz, seyyar satıcılar görüyoruz. İnsanların önünü kesip, zorla bir şeyler satmak nedir? Yabancı turistlerin önünü kesip sadaka istiyorlar. Böyle bir yere neden turist gelsin? Bütün Belediye ve Valilik gibi resmi odalar, sivil toplum kuruluşları bir araya gelerek önce durum tespiti yapmalı, sonra da esnafla konuşarak, esnafın fikirlerini alarak çözüm üretmeli. Bizim en yoğun günlerimiz Cuma pazarının olduğu gün ve hafta sonu. Yabancı turist bugünlerde çok geliyor. Bahsettiğim yetkililer bu günlerde gezip, turistlerin sorunlarını gözlemlemeli. Esnaf vatandaşa iyi davranıyor mu, turistlere iyi davranıyor mu bunlar da gözlemlenerek, esnaf kötü muamele ediyorsa, ceza verilmeli. Demem o ki bu iş çok faktörlü. Önce altyapı sorunları halledilmeli, sonra esnafın dertleri dinlenmeli, durum tespiti yapılarak, sahaya inilmeli ve tabii esnafta denetlenmeli. En iyi reklam turiste hoş davranmaktır. Turiste iyi davranırsan, buradan memnun ayrılırsa, ülkesine döndüğünde senin ayaklı gazeten olacaktır, senin reklamını yapacaktır zaten.
Edirne’nin Kaleiçi bölgesi ile ilgili neler söylemek istersiniz?
İsmail Yörük: Tabii evlerin durumu içler acısı. Bu durum hepimizi üzüyor. Keşke atıl durumda olan evler restore edilse. Her şeyi devletten beklemeyelim ama taşın altına elini sokan, bu konakları satın alıp, restore etmek isteyen insanların da önünü açalım, bürokratik engeller ile yıldırmayalım. Burada da kurumların desteği lazım. Her şeyi devletten beklemeyelim ama devlet de müteşebbislerin önünü açsın.

9 Eylül 2018 Pazar

Rasim Özgün: “Edirne’nin tarihi yapısına uymayan, estetik kaygıdan uzak beton binalar, çöken yollar ve yağmur yağdığında taşan kanallar ile Edirne’ye ihanet ediyoruz.”


Rasim Özgün: “Edirne’nin tarihi yapısına uymayan, estetik kaygıdan uzak beton binalar, çöken yollar ve yağmur yağdığında taşan kanallar ile Edirne’ye ihanet ediyoruz.”

• Rasim Özgün, Edirne’nin Süloğlu, Akardere köyü doğumlu. Bir süre memurluk yaptıktan sonra esnaf olarak çalışmaya devam etti. SGK’dan emekli ve Üç Şerefeli Cami çay bahçesinin işletmeciliğini yapıyor. Gençliğinden itibaren günümüze kadar birçok sivil toplum kuruluşunda aktif görevlerde bulundu. Şu anda da AK Parti Edirne İl Yönetiminde görev yapıyor. “Ben sivil toplum kuruluşlarında ve siyasi partilerde aktif görev almayı insanlara hizmet etmenin vesilesi olarak kabullendim. Bu görevleri hiçbir zaman iş değil görev olarak gördüm.” diyor.
► Ülkemizde yaşanan ekonomik sıkıntıları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Rasim Özgün: Dolar ve Euro’daki yükseliş dış güçlerin ülkemizde oynadığı oyunla direkt ilgili. Türkiye Cumhuriyeti tarihine baktığımızda bunun sayısız örneğini görürüz. 1960’lı yıllarda dolar 3 liradan 9 liralara yükseltildi. Sebep Amerika’nın emrinin yerine getirilmeyerek, Türkiye’de haşhaş ekiminin yolunun açılması. Aynı sıkıntıları 1990’lı yıllarda da yaşadık. Dış güçler önümüzü kesmek istedikleri vakit ekonomik yaptırımlar ile ülkemizi vurdu. Türkiye ne zaman atılım yapsa karşımıza çıktılar. Türkiye’nin iç ekonomisini bozarak bir kaos ortamı yaratılmak isteniyor. Bu uzun vadede Amerika’nın da işine gelmez. Geçici bir ekonomik kaos yaratılmak isteniyor. Şunu kimse unutmasın Atatürk’ün de söylediği gibi: ‘’Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.’’
► Doğma büyüme Edirneli bir esnaf olarak Edirne’de gördüğünüz eksikler ve çözüm önerileriniz nelerdir?
Rasim Özgün: Edirne insanı ve dokusu ile çok değerli… Kültürlü insanların yaşadığı, kimsenin kimseye karışmadığı, birkaç yer hariç, saat kaç olursa olsun özgürce dolaşabileceğiniz bir şehir. Bu yüzden Edirneli olmak bizler için bir gurur kaynağı. Edirne şehirlerin sultanı, sultanların şehridir. Son dönemde şehirlerin sultanı derken duraksayıp, düşünür duruma geldik!  Edirne bu olmamalı. Halkımızın mahalli seçimlerdeki kararına elbette saygı duyuyoruz ama yatırım noktasında Edirne’miz maalesef gereken desteği almıyor. Bu da mahalli idarelerin beceri noksanlığından kaynaklanıyor. Şehrimizin dört tane sınır kapısı var. Bunu hiç ama hiç değerlendiremiyoruz. Hanlarımız, hamamlarımız, kiliselerimiz ve olağanüstü camilerimiz var ama gereken ihtimamı göstermiyoruz. Turizmden yeteri kadar nasibimizi alamadığımız gibi, değerlerimizi koruyup, reklamını bile yapamıyoruz. Kırkpınar eskisi kadar şatafatlı, büyük ve kalabalık olmuyor. Kakava son yıllarda çok fazla turist çekiyor. Ama önemli olan çok turist gelmesi değil. Gelen turistlerin buradan memnun ayrılması. Kakava’dan ayrılanların birçoğu şehrimizden lanet ederek ayrıldı! Organizasyon konusunda büyük sıkıntılar yaşandı. Konaklama sorunu had safhada idi, insanlar otellerde yer bulamadı, park ve bahçelerde sabahlayanlar oldu. Bir Edirneli olarak tüm bu olanlardan icap duyuyorum. Belediye her şeyin altından nasıl kalkacak? Valilik, üniversite, ticaret ve sanayi odası, kültür turizm müdürlüğü… Bütün kurumlar böyle organizasyonlarda birlikte hareket etmeli. Sonuç olarak reklam ve yatırım konusunda büyük eksikler mevcut. Arda, Tunca ve Meriç nehirlerinden yeteri kadar istifade edemiyoruz. İtalya’daki Venedik’in ne kadar turist çektiği malum. Biz neden bir Venedik yaratamıyoruz? Köprülerimizin trafiğe kapatılması da yanlış. Çare olmaz. Zaten tonajı yüksek araçlar köprülerden geçmiyor. Köprülerinizi trafiğe kapatırsanız esnafta, turistler de, burada yaşayan halkta büyük sıkıntı çeker; nitekim esnaf arkadaşlarımız bundan çok etkilendi. Az önce de söylediğim gibi olanı yıkmak yerine, olana alternatif üretmek, yeni güzergâhlar belirlemek lazım. Nehirlerin debisini, yatağını düşürüp, nehir boylarına turistlik yatırımlar teşvik edilirse sorunlar ortadan kalkacaktır. Edirne turizm yanında memur ve tarım kentidir. Her esnafın da tarım ile bağlantısı var. Öyle ise üç saç ayağımız olmalı. Bu üç meslek grubu üzerine yatırımlar yapılmalı. Şehir planlamasına ihtiyacımız var. Profesyonel kişiler, Edirne’yi aslına uygun hale getirmeli. Yani tarihi evler yenilenmeli, aslına uygun hale getirilmeli, butik otel, kafeterya, restoran gibi amaçlarla kullanılmalı. Yeni yapılan binalar da eski binalara uygun yapılmalı. Aynı zamanda yeni yerleşim yerlerinin altyapısı da modern bir kente uygun hale getirilmeli. Edirne’nin tarihi yapısına uymayan, estetik kaygıdan uzak beton binalar, çöken yollar ve yağmur yağdığında taşan kanallar ile Edirne’ye ihanet ediyoruz. Biz üniversite şehriyiz. 1982’de kurulmuş Trakya Üniversitesi şehirle iç içe değil, öğrenci potansiyelinden yararlanmaktan uzak.
Eski evlerin restore edilmesi gerektiğini söylemiştim. Bu sorun doğal olarak en çok Kaleiçi bölgesinde yoğunlaşıyor. Kaleiçi’nde en büyük sorun tarih kokan evlerin mezbelelik olarak turistleri karşılaması. Eskiden Kaleiçi’nde ev bulamazdınız, o bölge Edirne’nin en modern yeri olarak öne çıkıyordu. Mevcut hükümet acilen bu konakların yenilenmesine el atmak zorunda. Tarihimize sahip çıkmak zorundayız. Tarihi, o tarihi konaklara benzetebiliriz. O evler bir çökerse, tarihiniz de çöker. Bir daha da iflah olmaz. Sivil toplum kuruluşları ve Edirne devleti temsil eden kurumlar bu işe el atsın, bu konakları eğlence merkezi, kafe, restoran, butik otel haline getirelim. Edirne’nin en eski yerleşim yerini, göğsümüzü kabartan bir hale getirelim. Bu hepimizin isteği. Kurumlar birbiri ile rekabet ederse, onun onayladığı projeyi, diğeri iptal ederse; örneğin anıtlar kurulu ile valilik rekabet ederse olan tarihimize, konakları satın alan müteşebbislere olur. Tarihimizde mezbelelik olarak kalır. Türkiye’nin Safranbolu, Odunpazarı gibi örnekleri var. Gidelim örnekleri inceleyelim. Şahıslar, belediye, valilik, anıtlar kurulu, sivil toplum kuruluşları el ele versin. TOKİ’de bu işe el atabilir. Yeter ki istensin ve güçlü bir şekilde dile getirilsin. Bunun yanında Küçükpazar mahallesini de turizme kazandırmalıyız. Orada değerlendirilmeye açık çok ciddi bir alan var. Burada yaşayan insanları da topluma kazandırmak zorundayız. Onlar da bizim insanımız. Hakir görmek, ötekileştirmek bize yakışmaz. Uyuşturucu satıyorlarsa, bu bir suç ama bu insanları suça iten de bizleriz, onlara sahip çıkmadığımız için. Muradiye Camii’nin olduğu bölgede eskiden Mevlevi tekkesinin olduğunu biliyoruz. Neden bu kültür tekrar ön plana çıkartılmasın? Eski projeleri canlandırmak çok mümkün.
Atıl durumda bulunan ev güvenlik sorunu demek, insanların sokaklarda rahatça dolaşamaması demek. Yıllar önce Kaleiçi’nde, gece gündüz hiç fark etmez, gönlünüzce dolaşırdınız. Bugün önünüze tinerci, balici çıkacak korkusu ile özellikle geceleri adım atamayacağınız yerler var. Hangi köşeden kimin çıkacağı belli değil. Siz tarihinize sahip çıkmadığınızda halkı da etkileyen güvenlik gibi zaaflar oluşuyor. Uyuşturucu belası Edirne’de de son yıllarda iyiden iyiye arttı. Bu sorunu artmadan çözmek zorundayız. Gençlerin bu bataklığa batması çok üzücü. Bu gençleri spor gibi aktivitelerle ve en önemlisi istihdam ederek hayata döndürmek vazifemiz.
► Edirne bir tarım kenti. Esnaflığınızın yanında bir çiftçi olarak, Edirne’deki tarımla alakalı neler söylersiniz? Ektiğinizin karşılığını alabiliyor musunuz?
Rasim Özgün: Çok şükür devletin verdiği katkılar ile ektiğimizin karşılığını alıyoruz. Gerçekçi olalım. Hükümete eleştiri yapmak için eleştiri yapmak ne kadar doğru? Son yıllarda çiftçiye inanılmaz destek veriliyor. Son bir ayda gübre fiyatı inanılmaz yükseldi o yüzden son bir ayı çıkartarak söylüyorum, devletimiz çiftçi için imkânları dâhilinde elinden geleni yapıyor. Gerek tarım, gerek hayvancılık gerekse de mazot konusunda devletimiz çiftçinin yanında olmaya çalışıyor. Alternatif tarım üzerine de yoğunlaşmak gerekiyor. Bakın kanola ciddi manada destekleniyor son zamanlarda. Çiftçi alternatif ürünlere yönelirse daha karlı olacak ve çiftimiz emeğinin karşılığını alacaktır. Edirne’de lavanta da ekilmeye başlandı. Lavanta ekimine de ağırlık vermeliyiz. Edirne’de lavanta günleri yapıldı. Bu turizme de büyük ivme kazandıracaktır. Ceviz ve badem gibi ürünlere de yatırım yapmak durumundayız. İnanın çok karlı bir yatırım olacaktır. Çiftçilerimize naçizane bir fikir vermek isterim. Toprağı 50-100 dönüm arası değişenler hayvancılık yapsınlar. Hayvan yemi üretsinler, yonca ve mısır üretsinler, arazilerinde. 300 dönümden az arazisi olanlar tarım yapmak isteyince illa ki verdiğinin karşılığını almakta zorlanır.
Toprağımızı değerlendirmek zorundayız. Edirne’den çok sayıda toprak alımı yapılıyor. Bazen iyi fiyat vererek, bazen de yok pahasına Edirne’nin toprakları satılıyor. Satın alanlar yerli kimseler ama arkalarında kim var açıkçası merak ediyorum. Toprağa sahip çıkmak için de toprağınızı ekip, biçmek, değerlendirmek zorundasınız.
Tarımdan bahsederken köylerdeki genç nüfusun azalmasından da bahsetmek durumundayız. Bu şu an Edirne’nin de problemi. Yakın gelecekte Türkiye’nin de problemi olacak. Köylerimize bakıyorum, genç nüfus gittikçe azalıyor. Doğum oranları düştü ve insanlar tek çocukla yetiniyorlar. Pek tabi geçim şartları dolayısıyla bunu normal karşılıyorum ama menfi etkileri olduğunu da unutmamak lazım. İnsanlar köylerden kente göç ederse, genç nüfus köylerde barınmaz ise, tarımla uğraşacak insan da kalmaz. Eskiden her köyde hayvan bakılır, tarla ekilirdi. Edirne’nin çevresindeki köylere gidip, bakın. Herkes Edirne’ye ya da büyük şehre kaçmanın derdinde. Hayvancılık yapan da az, tarım ile uğraşanların sayısı da gitgide düşüyor.

8 Eylül 2018 Cumartesi

Metin Keçeci: “Turizme destek markalaşma ile olur. Bizim markamız Keçecizade”

Metin Keçeci: “Turizme destek markalaşma ile olur. Bizim markamız Keçecizade”

• Metin Keçeci, 1938 Yılında Safranbolu’da doğdu. Ailenin tek çocuğu idi. Keçecilik artık eski önemini kaybetmeye başladığından aile büyükleri onu şekerlemeci olarak yetiştirmeyi daha uygun buldular ve biri şekerleme, diğeri helva ustası iki kardeşin sahibi olduğu bir iş yerine çırak olarak verdiler. 16 yaşında usta oldu. Törenle ‘şed’ kuşatma merasimi yapıldı. Büyükler toplandı. Şerbetler ikram edildi. Herkesin eli öpüldü. Askere gidene kadar aynı işyerinde çalıştı. Askerden dönünce Karabük’te kendi iş yerini açtı. Üç yıl sonra işyeri sahibi dükkanın bulunduğu yere pasaj yapılmaya karar verdi. Pasajdan kendisine de dükkan verecekti. İnşaat aşamasındayken Araç Çayı’nın taşmasıyla inşaat alanı sular altında kaldı ve dükkanın teslim tarihi gecikti. Bu nedenle yeni bir yer arayışı içine girdi. İstanbul, Ankara gibi büyük şehirleri düşündü. Arayışına bir süre ara verdi. Metin amca, “Sonra nasip Edirne imiş.” diyor. Metin Keçeci ve ailesi Edirne'de  yardımseverlikleri ile tanınıyorlar.

► Neden Edirne?
Metin Keçeci: O zamanlar Kapıkule gibi Türkiye’nin en büyük sınır kapısına sahip olması,  Edirne merkezinin de ki dükkânların 24 saat çalışıyor olması, şimdiki gibi otoban olmadığı için yolcuların Edirne’den geçmek zorunda olması gibi faktörler beni Edirne’ye yönlendirdi. 1972 yılında 32 yaşımda iken Edirne’ye geldim. Şöyle bir araştırdım, Saraçlar Caddesi’nde kiralık bir tek iş yeri vardı. Fakat kirası çok yüksekti. Altından kalkılacak gibi değil. Karaağaç’ı gezdim. İki köprü arasını gezdim. Hatta Meriç Köprüsü başındaki protokol evini bile inceledim imalathane yapabilir miyiz diye, sadece duvarları vardı. Akşamüzeri uygun bir yer bulamayınca dönmeye karar verdim. Bir düğmem kopmuş. Hemen karşıda terzi var dediler. Terzi Mehmet Efendi. Yabancı olduğumuzu anlayınca; hayırdır, ziyaret sebebinizi öğrenebilir miyim? diye sordu. Bizde anlattık tabii. Hükümet Caddesi başında Ziraat Bankası sırasında devren kiralık bir iş yeri var; bir de oraya bakın dedi. Baktık, emekli polis Hüseyin Efendi nerede ise boynuma sarılacak. Sizi Allah mı gönderdi, dedi. Meğer kirayı çıkaramıyormuş, devretmeye adam arıyormuş. Devir konusunda anlaştık. Mal sahibi ile de kirada anlaştık. Ödememizi yaptık, Edirne’den ayrıldık.
İki oğlum var: Tevfik ve Tayfun. Tevfik, meslekte yetişti. Usta oldu. Tayfun, işletme okudu. Okul bitince; ‘Dışarıda iş aramayayım, şube açalım.’ dedi. Edirne’de 7 Şubemiz ve 7 satış noktamız var, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde satış noktalarımız var. Lokum ve badem ezmesine güvenerek geldik ama daha sonra kurabiye çeşitleri ve %100 gerçek çikolata kaplama ürünlerin imalatına girdik. Bu ürünlerimizde çok tutuldu. Tahin helvası imalatımız zaten açılıştan beri var. Şimdi önümüzde yeni ürünler, yeni projelerimizi Havsa yolu üzerinde Trak Depolarında ki yeni imalathanemizde gerçekleştirmeye devam edeceğiz.
► Bir nokta da turizm sektöründe iş yapıyorsunuz. Edirne turizminin daha da gelişmesi, Edirne’ye daha fazla turist gelmesi için ne yapmak gerekiyor?

Metin Keçeci: Büyükbabamın bana nasihatidir. Şöyle derdi: ‘El adama sermaye olur, yeter ki sen dürüst ol!’ Bu şekilde çalışan kişi, işinde mutlu olur, yorulmaz. Esnaf, işyerinde ölür derler. Ben Pazar günlerini evde zor geçiriyorum. İmalathaneye muhakkak uğrar, kontrol eder, yeni imal edilenleri tadarım. Her şeyi devletten beklememek lazım. Önce biz ne yapabiliriz düşünüp harekete geçersek kamu kurum ve kuruluşların girişimlerimizi görüp destek verdiğine şahit oluruz. Bizlerden alış veriş yapan kişilere kesinlikle müşteri gözü ile bakmayalım. Onlar müşteri değil, misafirimiz ve Edirne’mizi en iyi tanıtacak turizm elçimizdir. Edirne’de turizmi olumsuz yönde etkileyecek sorunlar yok mu? Tabi mutlaka var. Tuvalet, otopark, konaklama, tarihi ve turistlik yerlerin restorasyonu gibi birçok sorunu dile getirebiliriz.  Lakin şunu da unutmamak gerekir herşeyin birden çözüme ulaşmasını beklemek hayalcilik olur. Edirne de bulunan bütün kurum ve kurulular sorunlara çözüm bulmak için çalışıyorlar. Zaman içinde çalışmaların netice vereceğine eminim. Son olarak şunu söyleyebilirim turizme destek markalaşma ile olur. Bizim markamız Keçecizade

6 Eylül 2018 Perşembe

Prof. Dr. Osman İnci: “Edirne’nin kendisi başlı başlına müzedir. Edirne’nin daha iyi olmasını istiyorsak valilik, belediye, rektörlük ve diğer kurumlar ortak hareket etmeli. Edirne için çalışmak isteyen insanlara maalesef yardımcı olunmuyor.”

Prof. Dr. Osman İnci: “Edirne’nin kendisi başlı başlına müzedir. Edirne’nin daha iyi olmasını istiyorsak valilik, belediye, rektörlük ve diğer kurumlar ortak hareket etmeli.
Edirne için çalışmak isteyen insanlara maalesef yardımcı olunmuyor.”
 • Prof. Dr. Osman İnci, Malatya Akçadağ doğumlu. İlk ve ortaokulu Akçadağ’da bitirdi, daha sonra İstanbul Kabataş Erkek Lisesi’nden mezun oldu. Çapa Tıp Fakültesini bitirince kısa süre çalıştı, ihtisasa girerken Kıbrıs Barış Harekâtı yapıldı ve Türk Silahlı Kuvvetlerine doktor lazım olduğu için ihtisasa başlayan arkadaşları ile beraber askere gitti. Bazı arkadaşları gemilerde, komando birliklerinde ve Kıbrıs’da görev aldılar. Askerlik dönüşü Edirne Tıp adına Cerrahpaşada Patoloji ihtisası bitirdi, daha sonra da Üroloji alanında ihtisas yaptı. Üroloji ihtisasının son bir buçuk yılını Trakya Üniversitesinde tamamladı.  Cerrahpaşa Tıp Fakültesine döndü ve sınavla uzmanlık hakkı kazandı. 10 ay Trakya Üniversitesi’nde uzman kadrosunda görev yaptıktan sonra, Yrd. Doç. olarak ataması yapıldı. 1988 de Doçent, 1994 yılında da Profesör oldu. 1992-1994 yıllarında görevine Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde başhekim olarak devam ettirdi. 1996 -2004 yıllarında 2 dönem Trakya Üniversitesine Rektörü olarak görev yaptı.  YÖK bünyesinde de Tıp Sağlık Eğitim Konseyi Başkanlığı yaptı. Hâlihazırda Edirne Ekol Hastanesinde hastalarına hizmet veriyor. Edirne’nin Karaağaç semtinde bulunan Osman İnci Müzesinde 36 yıldır biriktirdi sanat eserlerini sergiliyor.

► Trakya Üniversitesi’nin 1982 yılında kurulduğunu biliyoruz. Ancak Tıp Fakültesinin kuruluş tarihi olarak Beyazıt Sağlık Külliyesi’nin kuruluş tarihini almak gerekmez mi?
Prof. Dr. Osman İnci: Aslında Tıp Fakültesinin kuruluş tarihi 1974’tür. Ancak dediğinize katılıyorum. Nasıl ki İstanbul Üniversitesi Fatih Külliyesinin kuruluşu olan 1453’ü temel alıyorsa, biz de bahsettiğiniz Tıp Medresesini kuruluş tarihi olarak temel almak zorundayız.
► 36 yıldır Edirne’de görev yapmakta olan çok önemli bir tıp hekimisiniz. İşin erbabına soralım: Edirne’de Sağlık Turizminin gelişmesi için neler yapılabilir?
Prof. Dr. Osman İnci:  Bu soruyu sormakta çok geç kaldık. Bu soruyu ilk defa 1990’lı yıllarda sormuştuk aslında. Bizim şöyle bir özelliğimiz var: Gölgesi Bulgaristan’a değen Tıp Fakültesi Hastanesiyiz biz. Güneş doğduğunda hastanemizin gölgesi Bulgaristan’a düşüyor. Biz aslında hastaneyi kurarken ve dizayn ederken sağlık turizmine göre kurduk. Bu soruyu çok önce sorduk, dediğim gibi. 1999 yılında Üniversite Hastanesi yapımı bitirildi ve tümü hizmete girdi. 1100 yataklı hastaneyi çağdaş anlayışla ve bazı uzmanlık dallarını, tanı yöntemlerini geliştirerek doldurabileceğimizi ve yurt dışına da sağlık hizmeti sunmayı planladık. Hasta yakınlarının yararlanacağı otel-misafirhane kurduk. Üniversite Ortopedi ve Travmatoloji çok iyi olmak zorunda. Başta Balkan ülkeleri, sonra da Almanya’dan gelen gurbetçilerin uğrak yeri olan Edirne için bu olmazsa olmazımızdı, zira trafik kazaları maalesef yaygındı. Ayrıca Onkoloji bölümünü çok iyi duruma getirmek zorunda idik. Çünkü kanser tedavisini hem önleme, hem cerrahi, hem ilaç tedavisinin yapılacağı bir sistem kurmaya çalıştık. Bu sacayağının üçüncüsü de Kardiyoloji ve Kalp Damar Cerrahisidir. Bu sistemi iyi kurmaya gayret ettik. O dönemlerde Bulgaristan, Kosova, Yunanistan, Makedonya gibi bölgelerden de hasta aldık. Gelip, bizim hastanemizde tedavi oldular. Bugün de Balkan ülkelerinden gelen hastalarımız var ve bizlerden çok memnunlar. Ayrıca Edirne çevresindeki birçok il ve ilçede eskiden bizimle çalışan, bizim yetiştirdiğimiz arkadaşlar mevcut. Şunu söylemek istiyorum, bizim bunu yapacak potansiyelimiz fazlasıyla mevcut. Ancak özel sektör olarak daha büyük bir hastanemiz olsa, daha fazla hizmet üretebileceğimiz kanaatindeyim. Özel hastanede yurtdışı gelen hastalara başarılı sağlık hizmeti veriyoruz.  Yatak sayısı fazla olsa daha fazla hastaya sağlık hizmeti sunulabileceği kanısındayım. Sağlık Kurumlarının bu işe ön ayak olması ve yaptığı çalışmaları kamuoyu ile basın ile paylaşması gerekiyor.  Birden fazla Hasta refakatçisinin kalabileceği alanlar da yaratmak gerekiyor. Sistemli bir çalışma yapılırsa bizim yaptığımız sağlık turizminin kat kat fazlası yapılır.
► Edirne Turizmi ile Alakalı Neler Söylemek İstersiniz? Ne gibi eksikler var size göre?
Prof. Dr. Osman İnci: Edirne’de tarih, kültür turizmi var. Mimari turizmi açısından da şehrimiz muhteşem bir yer. Bu hususta Mimarlık Fakültesinin de geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Edirne sivil mimari örneği bir kent, adeta bir laboratuar, atölye.  Selimiye Camii, sinagog, eski camii ve diğer anıt yapılar başlı başına incelenmesi gereken eserlerdir. Bunun için de Mimarlık Fakültesini geliştirmek zorundayız. Yeni Edirne, merkezdeki Eski Edirne’ye uygun yapılamadı. Maalesef estetik kaygılardan yoksun olarak Yeni Edirne dizayn edildi. Yollar ve meydanlar çağdaş şehircilik anlayışından yoksun. Yeni kurulan bir semtte çıkmaz sokak olur mu? Yeni Edirne’de var. Örneğin Ekol hastanesinin etrafındaki Mahkeme ile kazanılan yeşil alana bina yapıldı,  yeşil alanlar büfe, işletme kafeterya adı ile kiralandı. Çok ciddi sıkıntılar var. Bu sıkıntıları gidermek için de başta mimarlık alanında olmak üzere yetişmiş elemana, insan gücüne ve bilenleri dinlemeye ihtiyaç var. Biz Edirne ciğerini marka yapmayı başardık. Ama peynir markasını Ezine’ye kaptırdık. Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Recep Zıpkınkurt’a seçimi kazandığın da tebrik etmek vesilesiyle gittiğimde aramızda geçen konuşmada: Bu şehre bir peynir müzesi kuralım sohbeti geçti.   KOMİLİ firması bir “zeytinyağı müzesi” kuruyorsa, biz neden bunu yapmayalım? Geçmişten günümüze peynir yapımı tanıtılsın,  Hem peynir sergilensin, her firmaya reyonlar verelim satış yapılsın, hem de şehrin reklamını, tanıtımını yapalım.
 Daha evvel şehrimizde görev yapan Vali Fahri Bey Kaleiçi’ndeki evlere ihtimam göstermiş, evlerin birçoğunun bakımı yapılarak basın-yayın kuruluşlarına, sivil toplum örgütlerine ve hatta Trakya Üniversitesi bünyesine evler verilmişti. Maalesef Fahri Bey vefat ettikten sonra yerine gelen vali bey aynı özeni göstermedi hatta Fahri Bey tarafından bize(Üniversiteye) verilen İkiz evler Trakya Üniversitesinin elinden alınarak başka bir kuruma verildi. Biz İkiz Evleri Trakya Üniversitesi olarak Edirne Tarihini İnceleme Merkezi olarak kullanmak istiyorduk ve çalışmalarımızda da epey mesafe kat etmiştik. Birçok defa katıldığım toplantılarda bu sıkıntıyı gündeme getirdim, ama maalesef ciddiye alınmadı.
Kendi müze projemi uygulamaya koymak için 10 yılda 4 Vali beye dosya götürdüm ve başvuru yaptım. Amacım bir tarihi binanın tahsis edilmesi, bizde restorasyonunu tamamlayıp Müzeyi açmaktı. Edirne Valileri Sayın Nusret Miroğlu, Sayın Mustafa Büyük, Sayın Gökhan Sözer ve Sayın Hasan Duruer var. Ancak müze projem maalesef görevdeki Edirne valileri tarafından değerlendirilmedi, yer vermediler ve geride dönmediler. Trakya Üniversitesi rektörlüğü döneminde 4 müze kurulması kararını alan kişiyim. Ciddiye alınmayı umuyordum. Şunu anlatmaya çalışıyorum: Burada bir şeyler yapmak, Edirne için çalışmak isteyen insanlara maalesef yardımcı olunmuyor. Kervansarayımız var, mesela. Bana müze için orayı verselerdi, girerdim ve gerekli masrafı yapardım. Ya da Sinagog’a girin deselerdi, gereken işlemleri yapar, gerekli masrafı yapardım. Amacım buradaki tarihi dokunun birisini daha yaşama katmaktı.
► Edirne’nin Sorunlarına Dair Çözüm Önerileriniz Nelerdir?
Prof. Dr. Osman İnci: Edirne’nin daha iyi olmasını istiyorsak valilik, belediye, rektörlük gibi bütün kurumlar bir arada hareket etmek zorunda. Ayrıca kentte yaşamak kültürü insanlara doğru anlatılmalı ve Edirne’de yaşayan insanlar nerede yaşadıklarını idrak edip, ona göre davranmalı. Bu konuda ilk aklıma gelen seyyar satıcılar. Bakınız, Selimiye UNESCO tarafından dünya kültür mirası eserleri arasında, muazzam bir eserdir. Selimiye’nin kapısında gördüğüm manzaradan utanıyorum! İnsanları rahatsız eden seyyar satıcılardan geçilmiyor, boncukçu, esansçı, tespihçiden geçilmiyor. ARASTA’yı geziyorum. Kontrol edilmeyen, sağlıklı olup olmadığı belli olmayan gıdalardan, naylon- plastikten malzemeden,  aktarlardan geçilmeyen bir çarşı haline gelmiş. Bu dükkânlara bir standart getirmek, kalite ortaya koymak zorundasınız. Yine başka bir sorun, Edirne’ye misafir olarak gelen arkadaşlarınıza, konuklarınıza, Saraçlar’da, Edirne’nin merkezinde gereğinde içki ikram edecek, nezih bir mekân bulamıyoruz. İnsanların geceleri burada kalmasını nasıl sağlayacağız? Turistler burada konaklamasını sağlamazsanız bir şey kazanamazsınız. Edirne’nin kendisi başlı başlına müzedir. Rehberlik kursları kurmak zorundayız bu şehirde. Sertifika sahibi, işinin ehli rehberler yetiştirmek zorundayız.
Kent gezisini dizayn etmeliyiz.  Mesela Kaleiçi, tamamen araç trafiğine kapatmak zorundayız. Gündüzleri bilhassa oraya araç girmemeli, insanlar rahat rahat gezmeli. Saraçların yakınına, Edirne’nin merkezine katlı otoparklar kurmak zorundayız. Otopark başlı başına bir sorun. Aracımı park edecek yer bulamıyorum gündüz vakti! Toplu taşımaya gelelim, ETUS neden rakipsiz? Neden alternatif ulaşım şirketleri, Edirne ulaşımında yer almıyor. İstanbul toplu taşıma sorununu Metrobüsler ile çözdü. Neden Edirne’de ETUS yanında kamu kendi toplu taşıma araçlarını kaldırmıyor? ETUS da çalışır, kamuya ait( Belediye) araçlarda çalışmalı, rekabet kaliteyi getirir.
  İki ülkeye komşu olan başka bir vilayet var mı? Böyle bir kentte yaşıyoruz, Avrupa’ya kapı komşuyuz ama nimetlerden faydalanamıyoruz. Ayrıca Edirne’de nehir kenarlarının halka açılması gerekiyor. Nehirlerin şu anki durumu bizi çok üzüyor, kentin içinde 3 nehir var siz bir sandal, bir kayık gezintisi gördünüz mü? Birçok Avrupa Şehri tek nehri kanallarla kentin merkezinde dolaştırıyor, tekne turları düzenliyor, bu teknelerde yemek veya turizm hizmeti sunuyor.  Biz neden yapamıyoruz? Yönetimler göreve plan ve projelerle gelmeli, bu planlara term (zaman süresi) koymalı. Benim görüşüm bir görev de en fazla 6 yıl iyi çalışabilirsiniz, devam ederseniz, Sonrasında kendinizi tekrar etmeye başlarsınız, Demem o ki kişiler kendini vazgeçilmez görmemeli.
► Osman Hocam, Karaağaç’taki Müzenizden Bahsedelim. Müze fikri nasıl oluştu?
Prof. Dr. Osman İnci: Babam 1903, Annem 1908 doğumlu. Annem Arapça Kur’an okuyan dönemin ender kadınlarından birisi. İki abim öğretmen okulu mezunu, diğeri de mühendis. Böyle bir aileden geliyorum. Aslına bakarsanız sanat ve tıp iç içedir. Tıp en büyük sanattır. Bir ressam da insan anatomisi bilmezse insanı layığıyla resmedemez. İşim dolayısıyla sanat eserleri ile birlikte olmak, onları gözlemlemek her daim hoşuma gitmiştir. 1981 yılından başlayarak, gücüm yettikçe eser aldım, topladım. Sanatçı’nın imzası satar eseri, önemli sanatçıların eserlerini toplamaya başladım. Rektörlüğüm döneminde gittiğim Balkan ülkelerinden de sanat eserlerini toplamaya devam ettim. Lizbon, Madrid, Roma, Milano, Stockholm, Kahire, Toronto, Moskova gibi merkezlerden ve tabii Balkan ülkelerinden birçok eser topladım. Sanata olan sevgim yaşam tarzına dönüştü. Bu eserler evimde, çatı katında kaldı uzun süre. Yıllardır aklımda bir müze kurmak vardı. Aileden gelen anlayış, rektörlüğüm döneminde yaptığım müze kurma çalışmaları, sanat sevgim ve aldığım eserlere olan tutkum birleşince böyle bir müze kurmak fikri oluştu.
► Hocam, Sizin Bakış Açınıza Göre Türk Milliyetçiliği Nedir?
Prof. Dr. Osman İnci: Atatürk milliyetçiliğidir. Atatürk milliyetçiliğine göre bu ülkenin sınırları içerisinde yaşayan herkes Türk’tür. Bu ülke kurulurken mücadele eden herkes Türk’tür. Şehitliklere gidip, doğum yerlerine baktığınız zaman bunu görürsünüz. Bu ülkenin kurucu idaresi ve felsefesi budur. Türkiye Cumhuriyeti Devletine yurttaşlık bağı ile bağlı olan herkes bu ülkenin birinci derecede yurttaşıdır. Devlette yurttaşı için vardır. Yurttaşının hak ve Hukuk’unu en üst düzeyde gözetmek ve korumak Devletin temel görevidir, eşitlik ve liyakat esastır. Yurttaş da devletine olan sorumluluklarını yerine getirmek zorundadır.